15.07.2020, 01:39

15 TEMMUZ’UN HATIRLATTIKLARI

15 TEMMUZ’UN HATIRLATTIKLARI

15 Temmuz 2016, Türk tarihi açısından hazin ama bir o kadar da ibretlik bir hadisenin vuku bulduğu velakin bir müddet sonra bu yüz kızartıcı ve garip hadisenin tekerrürünü mümkünsüz kılacak adımlar atmak için kimsenin de kılını kıpırdatmadığı bir acayip gündür.

Modern Batı siyasetinin Doğu üzerinde hakimiyet kurmak için sürekli çoğalttığı ve el altından desteklediği bir kısım cemaat ve tarikat üzerinden bir ülkeyi teslim alma stratejisinin ve kuşkusuz Lawrence’nin bir özel isim olmaktan öte bir prototip olduğu, Doğu toplumlarında her daim Batının bizden görünen bir elinin her şeyi karıştırdığının son somut örneğidir.

Açarak gidelim.

Dinci geleneğin (asla dindar yada İslâmî değil) çağdaş eğitim karşıtlığının önemli göstergelerinden biri de bu bir kısım cemaat veya tarikat önderlerinin cahillikleriyle maruf olmalarıdır. Hiç okula gitmemişinden ilkokul mezununa bu hareket liderlerinin bağlılarının da temel özellikleri eğitim ve düşünme ( bir okuldan mezun olmak değil)  ile ilgili bir meselelerinin olmayışıdır.

Asya’nın güneyinden başlayıp -ve tabii atalarımızın yaptığı tarihi hatalarla- zamanla kuzeye doğru süratle yayılan bu bir kişiye şeksiz şüphesiz teslimiyet ve sorgulamama kültürsüzlüğü toplumun hassas olduğu meseleler üzerinden, takiyyeci bir üslupla, hadiselerin düşmanın istediği gibi yorumlanmasına ve zamanla bu gruplar eliyle düşmanın devletin kılcallarına nüfuz ederek onu teslim almasına sebep olmuştur.

Hafızayı beşer nisyan ile malul olduğundan unutanlara, Ergenekon ve Balyoz Operasyonlarını hatırlayanlarınız,  Zekeriya Öz üzerinden yaratılan bir sahte kahramanlık destanı ile birilerinin Türk Silahlı Kuvvetlerine nasıl pusu kurduğunu, Kozmik Odadaki devlet sırlarının batılı ülkelere nasıl peşkeş çekildiğini,  bizim için gözlerini kırpmadan toprağa düşmeye hazır kendi öz çocuklarımızın, Mehmetlerimizin, nasıl tu kaka edildiğini anlatsınlar bir zahmet.

Cemaatin gerek kendi gerekse satın aldığı yazılı ve görsel basının haysiyet yoksunu kalemleri ve yüzleri üzerinden nasıl bir kara propaganda ile medar-ı iftiharımız olan ordumuzu rüsva eylediğini, PeKaKa terör örgütüne karşı kahramanca mücadele etmiş komutanlarımızın haysiyetleri ile nasıl oynandığını ve hatta Genel Kurmay Başkanının çete liderliğinden müebbet hapse mahkûm edildiğini de mi unuttunuz?

Türkün “din ü devlet, mülk ü millet” şeklinde formülize ettiği ve uğruna “canı, cananı, bütün varını” feda edebileceği değerlerden biri ve tarihî süreç içerisinde belki de en yumuşak karnı olmuş din üzerinden yapılan onlarca aldatmadan birinin daha yaşandığı günün öncesini hatırlayın lütfen:

Tek amaçları Armageddon’u gerçekleştirerek İsa’nın gelişini hızlandırmak ve böylece sapkınları yok ederek – ki bu sapkınlar biz Müslümanlar oluyoruz- Tanrı’nın Krallığını kurmak olan Evangelistlerin iktidarda olduğu ve bir İslamcı öldürmek için binlerce kilometre öteden gelerek Afganistan’ın dağını taşını kızıla boyayan Amerika’ya rağmen bir dinci grup dünyanın dört bir tarafında – ve hatta Amerika’da bile- okullar açıyor, bu ülkelerle yaptığı ticari faaliyetlerle (!) de büyüyor, büyüyor, büyüyordu. Hiç unutmam, 14 Temmuz 2016 tarihinde akrabam olacak bir meymenetsize bu tenakuzu sormuştum da durumu açıklamak yerine beni dinsizlikle suçlamıştı bu edepsiz, “Fetullah Hocaefendi” diye diye. 16 Temmuz 2016 günü ise, bu akıl fukarası, sosyal medya hesabından, iki gün önce hocaefendi dediği adama sövüyordu pişkin pişkin.

15 Temmuz, kökü dışarda dinci yobazların (asla dindar ve Müslüman değil) devleti ele geçirmek için kurumlara silahlı saldırılar yaptığını,  kahir ekseriyetini bu milletin kara sevdalısı olan Milliyetçi çocukların oluşturduğu Özel Harekât Merkezini bir ateş topuna çevirerek ciğerlerimizi yaktığını, Türk’ün harim-i ismeti olan Gazi TBMM’ni nasıl bombaladığını, Kenan Evren’in bile (Ateşi bol olsun) yapmadığını yapıp, öldürmek kastıyla Cumhurbaşkanına operasyon düzenlediğini ( genelkurmayın düştüğü acınası hali yazmaya ar ediyorum),  sivillerin üzerine karadan ve havadan ateş açtığını gördüğümüz ve gözümüzü açtığımız gün olmalıydı aslında ve fakat olmadı.

Hakkını yemeyelim, siyasetin merkezi o günden itibaren ehliyet ve liyakat kelimelerini sıkça telaffuz edip bu hususta ciddi adımlar da atmadı değil. Devletin varlığı açısından papucun pahalı olduğunu görünce, üç gün önce birbirlerini bir kaşık suda boğacak denli düşman bazı liderler siyasi işbirliklerini o kadar üst seviyede tuttular ki bu münasebeti – gençlerin deyimiyle- kankalık düzeyine bile çıkardılar hani. Sivil bürokraside tek tük ama seyfiyyede bir hayli Milliyetçi ve hatta Ülkücü isim ekabirden sayılacak makamlara atandılar. Biz de ümitleniverdik hani.

Devlet kabuk değiştiriyordu.

Benden olsun da çamurdan olsun zihniyetinin yerini liyakat ve ehliyet alıyor,

Devlete hak- hukuk- hareket geliyordu.

Oldu mu?

I-ıhh.

Niye?

Çünkü siyasetin merkezi de bizde iki şeyi ıskaladık: Bunlardan birincisi, cemaat mensuplarının kılık değiştirmede değme aktristlere taş çıkardığını;

İkincisi ise; içten dışa, merkezden taşraya doğru her şeyin yumuşadığını, cıvıdığını, yavşadığını…

O kadar ki maazallah Cumhurbaşkanı, bir zafiyet gösterse yarın genel af ilan edip cümle Fetöcü’yü dışarı salacak adam sayısı o kadar çok ki toplumun her kesiminde.

Peki ne için?

Pis nefsini seçtirecek bir oy için,

Devletin içinde devlete rağmen üstelik…

Bu cürmü itibariyle küçük ama propaganda teknikleri, teşkilatlanma biçimi ve hedefleri itibariyle korkunç kabul edilecek örgütten ders almamışız ne yazık ki.

Söyleyenlerin yalancısıyım ama daha üzerinden beş yıl bile geçmeden nüksetmeye başladığını söylüyorlar eski hastalıkların.

Falan bakanlıkta bu tarikatın, filan üniversitede bu cemaatin örgütlendiği ve hatta buraları ele geçirdikleri; buralara girebilmek için liyakatin değil tarikat veya cemaate sadakatin esas olduğunu söylüyorlar kuşlar.

Bir oy için taşralı kasaba siyasetçisinin buna göz yumduğunu

Ve

CIAsal İslamcılarda ( asla dindar ve Müslüman değil) Ülkücü düşmanlığının yeniden hortladığını ve büyük bir ivme kazandığını.

15 Temmuz için kimisi şu kimisi bu diyecektir. Tarafgirlik hastalığımızdan ötürü de kimse bir diğerine hak vermeyecektir ve bütün kanaatler sübjektif olacaktır kuşkusuz. Bunu sorun da etmiyorum doğrusu. Tarihin objektif yorumu için tarihi yapanların ve tarihe tanıklık edenlerin dar-ı beka eylemelerinden sonra da bir süre gerekir zira. Ama herkesin bu günde kabul edeceği bir şey var ki bu karanlık kalkışma canımızı yakmış, şehitlere ve gazilere sebep olmuştur.

Gönül isterdi ki bu olaydan sonra aklını askıya alan değil, akleden insanlar olaydık.

Bu suça bulaşmış herkese, hiçbir tarafgirlik kaygısını dikkate almadan, eşit muamele edeydik.

Taşranın siyasetine memleketi feda etmeyeydik

Ama

Ne yazık ki

Yaptığımız hatalardan ders aldığımız görülmüş bir şey değildir.

(Bakınız: 15 Temmuz 2017 sonrası)

Yorumlar (0)
19°
açık