27.11.2020, 18:56

ARINÇ, ÖZDAĞ, KAVGALAR VE TARAFLAR…

ARINÇ, ÖZDAĞ, KAVGALAR VE TARAFLAR…

Her ne kadar Çakıcı üzerinden Kılıçdaroğlu güzellemesi yapılsa ve bu olay sıcak tutulmaya çalışılsa da doğrusu benim gündemimde yer almıyor bu mesele.

Her iki cenahın da saldırıları ve müdafaaları kendi içlerine mesaj verirken diğerini iyice düşman saflarına iten bir diyalekti kullanmaları meseleyi izleme hevesimi de kırıyor.

“Bir umut, belki bir gün o da bir oy…” prensibine binaen en azından, hangi cenahta olursa olsun, ılımlı seçmenin kendisini tercih edebilmesini sağlayacak bir söz organizasyonu içinde,  siyasetçinin en çok kaçınması gereken üslubu hiç terk etmeyen ve karşısındakini sürekli tahrik ve tahkir eden bir söz dizimi iktidar heveslisi bir ana muhalefetin yapacağı bir iş olmamalıyken, en tepeye aday bir parti lideri niçin sürekli bu üslubu kullanır ki?

İktidar olmamak için olmasın sakın, diye soracağım ya korkuyorum.

Beri tarafın durumunu söylemeye gerek yok.

Eğer babalar üzerinden bir sahiplenme söz konusu olsaydı, Yağmur Atsız’a sürekli milletvekilliği teklif etmek zorunluluğu ortaya çıkardı bütün milliyetçi partiler için.

Kaldı ki Ülkücülük olarak tanımlanan Türk Milliyetçiliği ideolojisi sivil, demokratik ve meşru bir zemin üzerine konumlandırılmış siyasi bir harekettir hem teorisi hem de pratiği itibariyle. Bu hareketin şehitlerinin ve gazilerinin olması onun bu vasıflarını inkarı mümkün kılmaz.

Evet, o dönemde çatışma kaçınılmazdı ve hiç istenilmese de devletin silahlı güçlerinin gaflet ve hıyaneti sebebiyle ülkenin bekası için taraf oldu Türk Milliyetçileri ve belki meşru müdafaa belki de eylem koyarak taraftarlarının imanını kuvvetlendirmek yada yeni sempatizanlar bulmak için girildi çatışmalara. Ülke kurtarıldı mı bilmem ama bu kavganın bedeli de ödendi o dönemde. Her birinin zekasının zekatı 12 Eylül İhtilalinin baş planlayıcısını ve yedi ceddini dahî kılacak yiğitler dar ağaçlarında sallandırıldı, işkencelerde sakat bırakıldı, yıllarca ceza evlerinde yatırılıp değil devleti yönetecek kademelere gelmek en basit devlet hizmetine girmekten bile mahrum bırakıldılar.  Her şeye rağmen Ülkücü hareketin banisi ve lideri merhum Türkeş sivil ve demokratik siyaset ve ideoloji anlayışından vaz geçmedi ve hareket içerisine nüfuz etmeye çalışan her türlü legal yada illegal silahlı güçleri kendisine has yöntemlerle uzak tuttu hareketten.

Doğrusu bunu Sayın Bahçeli de uzun süre başardı.Hatta Ülkücüleri sokaktan çeken lider olarak uzun süre de takdir edildi siyaset sahnesinde. Bu sebepten Sayın Bahçeli’nin bu süreçteki Türköne ( Türkiye Cumhuriyetine tarihi boyunca kast etmiş en tehlikeli örgütün mensubudur.) ve Çakıcı savunmaları, geçmişteki hareket tarzı üzerinden değerlendirildiğinde anlam karmaşasına sebep olmaktadır. Gerçi son sahiplenmesine sebep Çakıcı’nın kendisi için Sayın Kılıçdaroğlu ile girdiği cedelleşme olsa da doğrusu Bahçeli profili için bu yadırganacak bir durumdur. Bu ilginç durum aslında bu olayı ilgilenilesi ve takip edilebilir kılsa da hem sol cenaha olan uzaklığım hem de milliyetçi çizgi içerisinde illegal yapılara hoş bakmadığım için ilgilenmedim ve ilgilenmiyorum bu haberle.

                                                                       ***

Benim gündemimi iki kişi ısıtıyor bu ara: Ümit Özdağ ve Bülent Arınç.

Her ikisi de şapkadan tavşan çıkarır gibi gündem çıkardılar aksiyon heybelerinden. Gerçi Arınç’ın bu tür gündem yaratan açıklamalarına daha önce de şahit olmuştuk. Mevzuyu asıl ilginç kılan, Sayın Cumhurbaşkanınca siyasetten el çektirilen ve oyalansın diye kendisine Cumhurbaşkanlığında danışmanlık türü ( Yüksek İstişare Kurulu Üyesi) bir görev verilen Arınç’ın açıklamaları hükümetin icraatlarıyla karşılaştırıldığında, Sayın Cumhurbaşkanının pek de istişare etmediği görülen bu zevat-ı kirama gösterdiği sabırdır.

Denilirse ki,  “Sayın Arınç’ın açıklamaları işaret fişeği mukabilindedir. Bu günün değil yarının işaretidir!”, o başka.

Yani hükümet, dün tecrübe edip acı bilançoları ile karşılaştığı ve ülkeyi uçurumun kenarından döndüren “Açılım Süreci” gibi bir maceraya yeniden atılacaksa – ki bu ülkenin askeri ve polisi kendi sınırları içindeki bir şehrin mahallesine girebilmek için şehit verdi ve o süreç yaklaşık sekiz yüz vatan evladının canına mal oldu-, hakikaten o başka.

Yani hükümetin bir bakanı, dün olduğu gibi, Suriye’de konuşlanmış PKK/PYD teröristlerine:

“Kobani’deki kardeşlerimize selam olsun” minvalinde bir tazim ve sevgi ile haber gönderecek ve “Bu selamın karşılığı bize sınır ötesinden saldırı, sınırlarımızda kanlı eylemler olarak gelecekse de gelsin.” diyecekse o başka.

Yani hükümet kendi etki alanı olarak gördüğü ve “gönül coğrafyası” diye de isimlendirdiği bölgede oyun kuran olma isteğinden vaz geçip yeniden Amerika’nın veya bir başka büyük gücün jandarmalığına soyunacaksa o başka.

Yani hükümet, yaşadığımız sancılı süreçlerde kendisine destek veren ve nükleer güçten petrole, altından doğal gaza bir büyük potansiyele sahip kan ve din kardeşleriyle birlikte hareket etmekten vaz geçip bizim yaşadığımız bütün problemlerde – Suriye, Libya, Ermenistan ve Yunanistan- hep karşı tarafta yer alan ve bizi arkadan vurmayı prensip haline getirmiş Arap ve Fars ümmetdaşlarıyla (!) hareket edecekse, hakikaten o başka.

Aynı delikten iki kere ısırılmamak şiarı hiçe sayılacaksa, hakikaten o zaman başka ve hakikaten eyvallah…

                                                           ***

Türkiye siyasetinin en belirgin vasıflarından biri, ”Dün dündür, bu gün bu gündür” olsa da ben şahsen buna ihtimal vermiyorum.

Türkiye’nin mevcut çıkmazlarını bu gün izlediği politikalara bağlayan ve bu milliyetçi- muhafazakar çizgiden vaz geçilmesini talep edenler ya siyasi okumaları zayıf kimselerdir yada Türk düşmanı.

Bilinmelidir ki Türk siyasetini ve dolayısıyla ekonomisini çıkmaza sokan stratejik derinlikte yeterli oksijeni aldıramayarak memlekete vurgun yediren, “sıfır sorun” diye başladığı yolu sırf sorunla bitiren önceki hükümetin güya İslamcı(!)  politikalarıdır.

Küçücük gözlerini kırpıştırarak Anadolu Federe İslam Devleti hayali uğruna bütün bir memleketi yangın yerine çevirenlerin, Türkiye içinde Türkiye aleyhine oluşturulmuş en büyük organizasyonun değirmenine bile isteye su taşıyan ve orduya kurulan kumpasa çanak tutan zevatın, varlığını ebed müddet Türk Devletine adamış milliyetçiler aleyhine, Türk’e ve vatanından devletine Türk’e ait her şeye düşman olan bölücüler lehine konuşmalarından daha tabii bir şey yoktur.

Bülent Arınç’ın bu fikirleri serd etmesi bizde taaccübe sebep olmamaktadır dolayısıyla ve sıkıntı onun sıkıntılı fikirlerinde değildir. Sıkıntı, bu fikirleri kamuoyuna serd ettikten sonra gördüğü her tepkide Türk Devletinin en büyük makamına, Cumhurbaşkanlığı makamına, sığınmasındadır.

Doğrudur,  Sayın Arınç’la Sayın Cumhurbaşkanı aynı siyasi kökenden gelmektedirler. Ama bu gün itibariyle her ikisinin de savunduğu düşünceler birbiriyle bırakın aynı olmayı, aynı siyasi yönün farklı caddeleri mesabesinde bile değildir.

Elbette ki Cumhurbaşkanı ideolojik anlamda bir Türk Milliyetçisi olmamıştır, bu saatten sonra olması da beklenemez. Beklenen, Anadolu’da bizi yaşatan ilke, ideal ve kültüre devlet adına sahip çıkması ve bizi farklı ve diri kılan değerlerimizin aşındırılmasına müsaade etmemesi ve bu değerler üzerinden üretilmiş bir politikayı var etmesidir. Takdir edelim yada etmeyelim, Milliyetçilerin önemli bir yekûnunun hiçbir menfaat gözetmeden ve kendi siyasi oluşumlarının yok olması bahasına verdikleri azımsanmayacak önemi haiz destek bu politikaların üretilmesi ve sürdürülmesi için, en azından bu gün, yeter düzeydedir.

15 Temmuz Darbe Kalkışmasında içerideki, dış politikada yaşadığımız ve halen devam eden sıkıntılar sırasında da dışarıdaki ümmetin (!) Türkiye düşmanlığı yerli ve milli bir politika izlenmesinin ne denli önemli olduğunu herkese göstermiştir.

Yine hiç kimse Sayın Cumhurbaşkanından Dündar Taşer’in Devlet’ini ihya etmesini beklemez ve beklememelidir ama en azından, Mehmet Akif ile ete kemiğe bürünmüş, Müslüman Türk kimliği üzerinden var edilmiş, Müslüman Türk hassasiyetinin ön plana çıktığı, bir Milli Devlet anlayışını beklemek çok olmasa gerektir.

                                                                       ***

Benim varlığından emin olmadığım böyle bir tehlike sezmiş olmalılar ki fesli tarih algısı üzerinden yürüyen Türk ve Türkiye Cumhuriyeti düşmanlığı ortak paydasında buluşmuş İslam soslu her türlü yıkıcı ve bölücü anlayış ve örgüt ile Sayın Arınç’ın Türk Milliyetçiliği karşıtlığının yıllardır devam eden koalisyonu son beyanlarla iktidarı bir hayli güç duruma düşürmüş ve ittifak ortağı ile ilişkilerinde, en azından bir çatlak meydana getirmeyi hedeflemiştir. İttifakın diğer ortağının, beklenenden fazla müsamahası neticesinde ortaklıkta şimdilik bir deformasyon olmamışsa da,  Sayın Arınç’ın şahsında temsil edilen bu anlayış, artık iktidar kanadının taşıyabileceği bir yük olmaktan çıkmıştır.

Sayın Cumhurbaşkanı ya MHP ile kurduğu ittifakı yada Bülent Arınç ve görünmeyen türevleriyle sürdürdüğü yol arkadaşlığını ( Bu Sayın Arınç’ın ifadesidir.) sonlandırmalıdır. Zira gece ile gündüz gibi birbirine zıt iki şeyin aynı bünye içinde var olması mümkün değildir.

                                                           ***

Doğrusu Ümit Özdağ ve İyi Parti yönetimi arasındaki çatışmayı yazmayı çok da istemiyorum. Her iki cenahta da arkadaşlarım var çünkü.

Yine de iki çift kelam edecek olursam, diyebilirim ki Türkiye’de istisnasız bütün partilerde var olan hastalıklar siyasal düzlemde sürdürülen bir ömür ortalaması açısından henüz çok yeni olan İyi Parti’de de, yaşları itibariyle dedesi mesabesindeki partilerdeki kadar çok ve yoğun olarak, görülüyor.

Türkiye ve Türk toplumu siyasi anlamda da rakibi olan medeni devletlerin gerisinde kalmaya –siyasal organizasyonların yapısı- devam ediyor.

Yönetim ve organizasyonun, kadro hareketinin değil tek adamın karizması/ kişiliği üzerinden yürüdüğü particilik anlayışı bütün partileri olduğu gibi onları da tesiri altına almış ne yazık ki.

Ve çıplak biat anlayışı, sorgusuz, sualsiz…

Ümit Özdağ’ı haklı kılan sözleri değil, sözlerinin ardındaki niyettir.

Zira bu parti kurulurken merkezinde Ülkücülerin olduğu ve Türk’e hasım olmayan herkesin kabul edebileceği dozda Türk Milliyetçiliği fikir sisteminden var edilmiş ilkeler ve politikalardan mürekkep bir siyasi yapı hayal edilmişti.

Ülkücüler tarafından en azından…

Nitekim kuruluşun yükünü ve kahrını da büyük oranda Ülkücüler çekmişti.

Gelinen noktada, içerisinde Ülkücülerin de olduğu ama bir merkez sağ partinin ve her merkez sağ parti gibi her türlü eğilimin ve anlayışın içine boca edildiği bir siyasi organizasyonun varlığından duyulan hayal kırıklığıdır galiba Özdağ’ı söyleten.

Hiçbir bakımdan olmasa bile, sırf  bu yönüyle, Özdağ’ın haklılığı  kabul edilebilir.

“Ama birader…” derler adama ama…

Milliyetçilerin tek başına iktidarı söylemiyle yola çıkıp bir sol partiyle Millet ittifakı kurulurken, aşırı olmasa da bölücü anlayışa sahip kimselere partide yer verilirken, lider sultasına karşı gelmek kastıyla ayrıldığınız yerdeki aynı karizmatik lider anlayışı gözünüzün içine baka baka partinize yerleştirilirken, beğenmediğiniz şahısla aynı yönetimde yer alırken…

Aklınız neredeydi diye soranlar da,

Partinizin yönetiminin, “Beklentilerine cevap bulamayınca mızıkçılık yaptı” mealindeki açıklamalar da bir soru işareti olarak takılır kalır zihinlerde.

                                                                       ***

Şimdi sen soracaksın yukarıdan aşağıya yazdıklarımdan sonra, belki ittifakları belki partileri ve belki de kişileri kast ederek:

“ Sen kimden yanasın”.

El cevap:

“TÜRKEŞ’ten”.

Konunun eskiyebileceği ihtimaline aldırmadan, iki gün önce bitirdiğim halde, yüreğimde hiç ölmeyen Başbuğ Alparslan Türkeş’in 103. Yaşına girdiği gün yayınlatıyorum bu yazıyı, tarafımı bil diye,

Onun 9 Işık’ının aydınlığında yürürken onun yolunda…

Anarken Başbuğumu sevgiyle, minnetle ve rahmetle…

Tekraren ilan ediyorum:

Ben, bu kavgada, TÜRKEŞ’in tarafındayım.

Yorumlar (0)
19°
açık
Namaz Vakti 20 Ocak 2021
İmsak 06:48
Güneş 08:17
Öğle 13:20
İkindi 15:50
Akşam 18:13
Yatsı 19:37
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 18 38
2. Fenerbahçe 18 38
3. Gaziantep FK 18 34
4. Galatasaray 18 33
5. Hatayspor 18 31
6. Alanyaspor 18 30
7. Trabzonspor 19 30
8. Karagümrük 18 27
9. Göztepe 19 25
10. Antalyaspor 19 25
11. Malatyaspor 18 24
12. Sivasspor 18 23
13. Başakşehir 19 23
14. Konyaspor 19 22
15. Kasımpaşa 18 22
16. Rizespor 18 21
17. Kayserispor 19 19
18. Gençlerbirliği 19 19
19. Erzurumspor 19 16
20. Ankaragücü 18 15
21. Denizlispor 18 14
Takımlar O P
1. Giresunspor 17 35
2. İstanbulspor 17 34
3. Samsunspor 17 33
4. Altay 17 32
5. Adana Demirspor 17 31
6. Tuzlaspor 17 30
7. Ankara Keçiörengücü 17 28
8. Altınordu 17 28
9. Bursaspor 17 27
10. Bandırmaspor 17 24
11. Adanaspor 17 21
12. Ümraniye 17 20
13. Boluspor 17 19
14. Menemen Belediyespor 17 16
15. Balıkesirspor 17 16
16. Akhisar Bld.Spor 17 13
17. Ankaraspor 17 9
18. Eskişehirspor 17 3
Takımlar O P
1. Leicester City 19 38
2. M. United 18 37
3. Man City 17 35
4. Liverpool 18 34
5. Tottenham 18 33
6. Everton 17 32
7. West Ham 19 32
8. Chelsea 19 29
9. Southampton 18 29
10. Arsenal 19 27
11. Aston Villa 15 26
12. Leeds United 18 23
13. Crystal Palace 19 23
14. Wolverhampton 19 22
15. Newcastle 18 19
16. Brighton 19 17
17. Burnley 17 16
18. Fulham 17 12
19. West Bromwich 19 11
20. Sheffield United 19 5
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 16 41
2. Real Madrid 18 37
3. Barcelona 18 34
4. Sevilla 18 33
5. Villarreal 18 32
6. Real Sociedad 19 30
7. Granada 18 27
8. Cádiz 19 24
9. Celta de Vigo 18 23
10. Real Betis 18 23
11. Levante 18 22
12. Athletic Bilbao 18 21
13. Getafe 17 20
14. Valencia 18 19
15. Eibar 18 19
16. Real Valladolid 19 19
17. Deportivo Alaves 19 18
18. Elche 17 17
19. Osasuna 18 15
20. Huesca 18 12