28.05.2020, 02:42 106

Bir başka açıdan 27 Mayıs

"Bu gün, 27 Mayıs darbesinin yıldönümü. Ben, her türlü askerî darbeye karşıyım. Çünkü cumhûriyet yönetiminde darbe olmaz. Şartlar ve amaç, ne olursa olsun, darbe olmaz. Çünkü bu durumda cumhûriyet yönetimi ortadan kalkmış olur. Yâni 95 yıllık cumhûriyet yönetiminin 4 yılı aslında bir cumhûriyet değildir. Oligarşik, askerî yönetimdir. Zîrâ halkın oylarıyla seçilen meclîs yoksa, cumhûriyet de yoktur.

Bununla birlikte gelelim, Adnan Menderes ve Celâl Bayar'a... Menderes ve bakanların i'dâmı, her şart altında Türkiye için yüz karası bir utançtır. Yaptıklarını beğenmemek, bir insanı i'dâm etmek için gerekçe olamaz. Bununla birlikte Menderes'e yapılanların yanlışlığını ortaya koyduktan sonra Menderes-Bayar döneminde yapılanların bir kısmını da ortaya koymak gerekir.

Öncelikle Menderes dönemindeki, Vatan Cephesi, Tahkîkat Komisyonu, Millîyetçiler Derneği'ni kapatmak gibi antidemokratik ve faşizan uygulamaları yadırgamamak gerekir. Çünkü tek partili CHP yönetiminde yetişen, siyâsî geleneği ve terbiyesini bu dönemde alan hareketlerin antidemokratik hâle gelmesi çok zor değildir.

Menderes-Bayar yönetimi, maâlesef, Kore Savaşı'na, TBMM'nin onayı olmadan, asker göndermek, 1958 Kerkük katliâmına yayın yasağı koymak, Amerikan mandası görünümü verecek kadar Amerikancılık yapmak, Türkistan ve Âzerbaycan hakkında Sovyet yanlısı tutum sergilemek gibi uygulamalar kabûl edilemez.

Ancak bu uygulamaların kökü, 1937'ye kadar gitmektedir. Bilindiği üzere Celâl Bayar, bu dönemde başbakanlığa getirilmişti ve Bayar'ın başbakanlığı ile İnönü dönemi politikalarında değişiklik yaşanmıştır. Her ne kadar Hatay mes'elesinden ve bunu Atatürk'ün yürütmesinden dolayı dikkât çekmese de, bu dönemde Türkiye dışındaki Türklere dâir öteleyici politikalar izlenmişti. Zâten Mehmed Emîn Resûlzâde daha önce vatandaşlıktan çıkarılıp, sınır dışı edilmişti. Eylül 1938'de de Osman Hocaoğlu, vatandaşlıktan çıkarılıp, sınır dışı edilmişti. Oysa bu iki isim hakkında Türkiye'ye geldiklerinde Atatürk'ün emriyle örtülü ödenekten milletvekîli maâşı tutarında, düzenli maâş ödeniyordu.

Sonradan İsmet İnönü'nün emriyle 1943'te Osman Hocaoğlu, 1947'te de Mehmed Emîn Resûlzâde hakkındaki yasaklar kaldırıldı ve tekrar Türk vatandaşı yapılıp, maâş bağlandı. Ancak Demokrat Parti'nin 1950'de seçimi kazanmasıyla birlikte Celâl Bayar'ın tekrar devreye girmesi ile her iki isme ödenen maâş kesildi. Her ne kadar bu sefer sınır dışı edilmediler ama ekonomik olarak sıkıntı çekmeleri istendi. Maâşların tekrar bağlanması, 1960'da başbakanlık müsteşârı görevini üstlenen Albay Alparslan Türkeş'in kişisel girişimi ve emriyle olmuştur.

Aynı şekilde DP hükûmeti, bizi ilgilendirmeyen bir ülkedeki, bizi ilgilendirmeyen bir savaşa Türk askerini gönderip, yüzlercesinin ölümüne yol açarak, kara lekeye sâhib olmuştur. Oysa, 1958'de Kerkük'te Irak ordusu Türkmenlere katliâm yaparken, katliâmın haber yapılıp, yazılmasını yasaklamıştı. Yâni Türkiyeli Kore için ölsün, Türkmen, Kerkük için ölsün. Ama Türk, mutlâka ölsün.

Bununla birlikte Demokrat Parti hükûmeti döneminde takdîre şâyan tek uygulama, Kıbrıs politikasıdır. Gerçi 1950'lerin başında Dış İşleri Bakanı Köprülü, "Bizim Kıbrıs gibi bir mes'elemiz yoktu" demişti ama sonradan Kıbrıs'ta TMT'nin kurulması, İngiltere'nin Kıbrıs'ı Yunanistan'a devretme hazırlıklarına ve Kıbrıs Türklerine karşı EOKA hareketlerine "6-7 Eylül Olayları" ile karşılık verilmesi önemli olmuştur. 27 Mayıs askerî yönetimi de, tûhaf bir uygulama olarak TMT'yi zayıflatmayı ve Eylül Olayları'nı mahkemeye taşımayı seçmişti.

Sözün özü, Bayar ve Menderes'i sevmedim, sevmiyorum. Bana göre kötü yöneticiydiler. Ama hiçbir kötü yöneticinin cumhûriyet devrinde, cumhûriyeti koruma adına silâhlı güçler tarafından devrilmesini de kabûl etmiyorum."

Yorumlar (0)