10.06.2021, 17:11

BİZE BİÇTİĞİNİZ ROLE RAZI DEĞİLİZ  SAYIN BAHÇELİ!

BİZE BİÇTİĞİNİZ ROLE RAZI DEĞİLİZ  SAYIN BAHÇELİ!

Devlet Bahçeli ile geçmiş yıllarda, uzun süren bir hukukumuz ve dostluğumuz vardır. 12 Eylül 1980 ile 1984 yılları arasında, Ankara’da teşkilatımız aşağıdan yukarıya kadar, tüm yöneticileriyle beraber sıkıyönetim askerî cezaevinde ve Ulucanlar’da etkisiz hale getirilmiş, ortalıkta, hareketi tekrar canlandırıp ayağa kaldıracak lider ayarında kimsecikler kalmamıştı. Sağ- sol kavgaları bitmiş, sokaklara belirgin bir sükûnet ve sessizlik yerleşmişti.

Ben Ankara’da, 1981 ile 84 yılları arasındaki şaşkınlık ve koma dönemimize “Ülkücü hareketin Fetret Dönemi” diyorum. Bu benim şahsî değerlendirmemdir.  İşte o fetret döneminde Ankara’da kıyıda köşede, bazı iş ofislerinde, dergi bürolarında hareketi yeniden canlandırmak için, başını üniversite öğrencilerinin ve teşkilatlardan kalan kılıç artıklarının çektiği bazı kişi ve gruplar tekrar  kıpraşmaya başladılar. Kurtuluş’ta, TED Koleji arkasında, iki katlı bahçeli bir evde, Hacettepe Üniversitesi öğrencilerinden oluşan bir grup, daha sonraki yıllarda ÜLKÜ OCAĞI adını alacak olan “Bizim Ocak” dergisini kurdu. Bu dergi 3 sayı kadar Kolej’de hazırlandı. Sonra yanılmıyorsam dergi Menekşe Caddesi’ne taşındı. Suat Başaran, Aziz Kamil Yılmaz, Özkul Çobanoğlu, İbrahim Atabey,  Fahri Temizyürek, öğretim görevlileri İklil Kurban, Ali Akbaş ve adlarını hatırlayamamaktan büyük üzüntü duyduğum daha niceleri dergiye o zor günlerde çok emek verdiler.

Sıhhiye’de Sezenler Sokak’ta ‘Milli Eğitim ve Kültür Dergisi’nin başında duran Ayhan Acar ve grubu… Necatibey Caddesi üzerinde bulunan MAYAŞ yayınevi tarafından çıkartılan Hamle ve Töre Dergileri… Aynı cadde üzerinde, Muharrem Şemsek önderliğinde çaba gösteren bir grup daha… Kemal Akıl, Abdullah Şallı, Mustafa Destici, Metin Tokdemir ve dahası… Hepsi kendi çaplarında, ilk zamanlarda çeşitli dergi, toplantı, piknik, gezi faaliyetleri yaparak hareketi uyandırmaya ve teşkilatlamaya çalıştılar. Hafızam zayıflamış. Detayları Hakkı Öznur kitaplarında yıllardır anlatıyor, o kitaplara bakabilirsiniz.

Bunlardan en etkili teşkilatlanma çalışmalarını yapanlar, Devlet Bahçeli, Ali Güngör, Alper Aksoy ve Rahmetli Bahattin Ergezer’in MAYAŞ-Töre grubuydu. Tabi ben sadece Ankara ayağını anlatıyorum. Şüphesiz ki, Konya’da Konevî Dergisi, Kayseri’de Sel ve Erciyes, Erzurum’da Kardaş Edebiyatlar gibi dergi büroları ve üniversiteler etrafında başlayan çabalar da vardı… Ülkenin heryerinde aklı eren, yüreği yanan ülkücüler, bozuk olan morallerine ve derin hayal kırıklıklarına rağmen, cuntacılara paçayı kaptırmadan ellerinden geldiğince geride kalan kılıç artıklarını toplamaya çalışıyorlardı. Ankara’da Devlet Bahçeli Grubundan sonra en etkili çalışmaları Bizim Ocak Grubu yapıyordu. O grupta daha sonra Metin Tokdemir, Suat Başaran, Servet Avcı, Ulvi Batu gibi kardeşlerimiz başkanlıklar yaptılar.

Bu dergi daha sonra Ülkücü Hareketin en büyük yayın organı ve Ana Teşkilatı olarak bugünkü Ülkü Ocakları’nın temelinin atıldığı kurumdu. İlerleyen yıllarda bütün Anadolu’ya yayılarak en fazla satılan Aylık Dergi haline geldi. Neredeyse dev medya kuruluşlarına kafa tutuyordu. Tabi bu derginin dağıtımında önemli görevler ifâ eden Türkiye genelinde Cemal Gemici’yi ve Ankara'da Muharrem Kılıç'ı da unutmamak gerekir. O kardeşlerimizin sırtlarında dergi taşıdığını o yıllarda bilmeyen görmeyen yoktur.

MAYAŞ Grubu yani Devlet Bahçeli Grubu ile Muharrem Şemsek Grubu arasında geçmişini, nasıl başladığını bilemediğim bir sürtüşme ve gerginlik vardı. Sanırım Başbuğ içeride olduğundan ve uzun yıllar dışarıya çıkamayacağı düşünüldüğünden hareketin başına kim geçecek kavgasıydı bu. O dönemde ben MAYAŞ’ın çıkardığı TÖRE dergisine takılıyorum. Dergiye yazılar yazıyor, postane, abone işlerine yardım ediyordum. Öte yandan Şemsek grubunda da çok değerli dostlarım olduğundan oraya da takılıyordum. Yani anlayacağınız, ben bu kavgaların tam ortasında kalakalmıştım. Zordu benim için. İki tarafı kırmadan, fincanları tokuşturmadan idare etmek…

MAYAŞ’TA iken oranın patronu da şefi de lideri de fiilen veya resmen Devlet Bahçeli idi. MÇP henüz kurulmamıştı. Ortada ülkücülerin içini, programını ve kadrosunu pek anlayamadığı ve ismine hiç ısınamadığı “Muhafazakar Parti” diye tuhaf bir parti vardı. Güya Başbuğ’un talimatıyla kurulmuştu ama yönetiminde,  adları daha çok tarikatlarla ve ümmetçilikle anılan isimler vardı. Isınamamıştık o partiye. Bu nedenle bir süre sonra “Milliyetçi Çalışma Partisi” evresine geçildi. Başbuğ sağlık sorunları da dikkate alınıp tahminlerden çok önce tahliye edilince, partiye ilk zamanlarda dışarıdan destek verdi. Doğal liderdi. Daha sonra referandumla siyasi yasaklar kalkınca MÇP’nin başına geçti. Bir kongrede MÇP tekrar MHP oldu. Devlet Bahçeli de bu dönemde, Başbuğ’un ısrarıyla Gazi Üniversitesi İİBF’deki akademisyenlik görevinden ayrıldı.  

Açık ve net söyleyeyim; Devlet Bahçeli’yi çok yakından tanıyan, evine birkaç kere, Töre’nin baskı provasını göstermek için teşrif etmiş olan birisi olarak, onun siyasete aktif olarak girmesine, hele hele MHP’nin başına geçmesine hiç sıcak bakmadım. Bunun pek çok sebebi var ve bunları burada yazmak istemiyorum.

Sayın Genel Başkanımız Devlet Bey, tabii ki çok centilmen, nezaketli ve hürmetkâr ama bence herkese karşı mesafeli ve sevgisiz. Sevgi yerine saygısı ön planda…  Sağlam bir devlet adamı terbiyesi ve kültürü almıştır. Devletin bekasını ve selametini kendi hareketinin iktidarından ve partisinin çıkarlarından daha önemli görür. İktidara gelmek, ülkeyi yönetmek gibi bir hedef ve hırsı yoktur. Çünkü daima, önünde saygı ile ceketinin düğmelerini iliklemek zorunda olduğuna inandığı ve görmek istediği birinci adamlar vardır. Aldığı devlet terbiyesi ya da ülkücülerin bir türlü çözemediği özgün mizacına göre, onlar dururken kendisinin onların önüne geçmeye çalışması büyük nezaketsizlik ve saygısızlıktır. Eğer isteseydi Başbuğ sağ iken MHP’nin başına geçebilirdi. Çünkü Başbuğ’un, yorgun ve hasta olduğu için, ondan, kendisi yerine MHP’nin başına geçmesini istediği biliniyor. Ancak bunu yapmayı asla düşünmedi. Çünkü Başbuğ yaşıyordu, onun önündeydi ve birinci adamdı. Aldığı saygı ve nezaket kültürü bunu yapmasına izin vermezdi. O da yapmadı.

MHP’nin başına geçtikten sonra da birinci adamlar hiç eksik olmadı. Demirel, Ecevit ve şimdi Erdoğan…  Sayın Bahçeli, onların önüne geçmeyi, iktidarı onlardan almayı asla düşünmedi. Çünkü onlar birinci adamdı. İşte bu yüzden Sayın Bahçeli, dünyanın en ideal,  sadakatli ve güvenilir bir ikinci adamıdır. İkinci adam olma rolüne ve gereklerine sımsıkı bağlıdır. Sınırlarını ve haddini bilir. İkinci adamlık sınırlarını zorlamaz. İktidara gelmek mi? Birinci adam varken, o adam iktidarda iken, zinhar düşüncesini bile ayıp ve nezaketsiz bulur.

Sayın Devlet Bahçeli, birkaç yıl önce sıkı bir AKP muhalifiydi. Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı meydan kürsülerinde ve Meclis Grup konuşmalarında, öyle sert ve sarsıcı bir şekilde eleştirirdi ki, sanki eline kalın bir belkıran sopası almış da onunla Isparta halısı dövüyordu. O derece tozunu çıkarttırıyordu. Ancak Devlet Bey o sert ve hiddetli eleştiri döneminde, herşeyi söylüyor, konuşuyor ama dikkatli olanlar bilmem farketmişler midir, tek bir şeyi yapmıyordu; Recep Tayyip Erdoğan’ı iktidardan düşürmeyi ve yerine geçmeyi hiç düşünmüyordu. Hal, davranış ve konuşmalarında buna dair hiçbir niyet görülmüyordu. Hiddet ve celâl dolu konuşmalarını bir yere kadar getiriyor, kükrüyor, infilak ediyor ama asla onu iktidardan indirme noktasına gelmiyordu.  Ancak beklenmedik gelişmeler sonunda eğer bu ihtimal doğarsa da buna asla izin ve imkân vermeyerek, onun iktidarını her halükarda koruyordu. Nitekim Sayın Erdoğan’ın iktidarını kaç kere ipten alıp Erdoğan’a teslim etmiştir.

Şimdi diyeceksiniz ki, peki birinci adamların iktidarına bu kadar saygılı ise, onların iktidarını koruyorsa, 57. Hükümet’i neden dağıttı ve ülkeyi Recep Tayyip Erdoğan’a teslim etti? Gayet basit… Beraber yürüdüğü birinci adam Ecevit, yaşlı ve çok hasta idi. Birinci adam olmanın gereklerini yapamayacak hale gelmişti. Bu nedenle kendisi de otomatik olarak ikinci adamlık yapamıyordu. Oysa o kendi yerine, statüsüne, ikinci adamlığın düstur ve işlevlerine sonuna kadar bağlıydı. Bu nedenle ya içinden ya da başka bir yerden gelen bir işaretle, yeni birinci adamın kim olacağını hemen farkederek erken seçimin yolunu açtı.  Böylece, dünyada örneği görülmemiş bir şekilde,  daha 2 yıl hakkı  olan kendi hükümetini  dağıttı ve  yeni birinci adamın 20 yıl sürecek iktidarının önünü açtı. Bu birinci adam tabii ki Recep Tayyip Erdoğan’dı. Böylece eskisi köşesine gönderilirken yenisi gelecek,  Devlet Bey’in ikinci adam olarak kalma azmi ve statüsü de  devam edecekti.

Peki, daha iki yıl öncesine kadar, Birinci adamı, yani Sayın Erdoğan’ı Isparta halısı döver gibi dövüp tozunu silkeleyen Sayın Bahçeli, ne oldu da aniden karar değiştirip onu korumaya, ona sınırsız destek vermeye başladı? Milyonlarca ülkücü bunun sebebini hala bilmiyor ama cevabı çok basit aslında... Çünkü eğer Birinci adam iktidardan düşerse yerine gelecek hazır veya bir yerlerde hazırlanmış başka birinci adam yoktu. Eğer birinci adam iktidardan düşerse, kendisinin de otomatik olarak ikinci adamlığı kaybedeceğini, bu yüzden birinci adam olmaya mecbur kalabileceğini fark etti ve büyük bir dehşete kapıldı. Aynen öyle. Dehşete kapıldı.  Ülkenin, milletin bekâsı içinmiş, onun için cumhur ittifakı kurulmuş… Geçin bu bahaneleri ve gerekçeleri. Eğer Bismillah deyip kararlı bir hamle yapsa, sağdaki diğer partilerle milli ve milliyetçi başka ittifakın feriştahını kurar ve kendisi de cumhurbaşkanı olabilir. Yeter ki istesin ve karar versin ama istemiyor ve istemez... Çünkü o hep ikinci adamdı ve öyle  de kalmak istiyor.

Kendisine birinci adam olma fırsatı ve imkânı sunan her yolu tereddütsüz reddetti. Yine olsa yine reddedecektir. 57. Hükümet zamanında Ecevit hastaneye yatınca 6 ay kadar Başbakanlığa vekâlet etmişti. Yani resmen Başbakan olmuştu. Yani Birinci adam olmuştu. Ama birinci adamlığı pekişir de ikinci adamlığı gölgede kalır diye, masasına gelen pek çok kararnameyi imzalamayıp bekletti. Birinci adama çok ayıp olur, birinci adam iyileşip gelsin de o imzalasın diye düşünüp dünyada benzerine hiç rastlanmayacak bir centilmenlik sergiledi. (!) Onun birinci adama vekâlet ettiği dönemde tek bir atama, görevlendirme, ihale, kararname imzalamadı diye hatırlıyorum. Neden? Çünkü onun benzersiz nezaket,  anlayış ve terbiyesine göre, bunlar birinci adamın hakkı ve işleriydi ve o da  hastanedeydi.

Devlet Bey’in yanında uzun yıllar duran, onun yüreğini, mizacını, beyninin çalışma sistemini, yapacağı hamleleri çok iyi bilen biri olarak söylüyorum;  Devlet Bey’in siyaset hayatında en çok korktuğu şey, bir kaza ya da mecburiyetle iktidara gelmek ve böylece Birinci Adam sorumluluğunun altına girmektir. İktidara gelme ve ülkeyi yönetme meselesi, onun pantolonunun paçasına bulaşan tozu silkelemek kadar öncelikli ve önemli değildir. Bu nedenle ülkücülere çok emin bir şekilde diyorum ki; iktidara gelmeyi, hükümet kurmayı, hükümete bakan vererek resmî ortak olmayı unutun. U-n-u-t-u-n

İkinci adam olmak kötü bir şey değildir.  Eyvallah… İstediğiniz kadar  ikinci adam olarak kalın tabi ki Sayın Genel Başkanımız. Birinci adama istediğiniz desteği verin, arkasında durun. Hepsine de eyvallah ama bu desteği, bu ittifakı bari sınırsız, denetimsiz, kayıtsız, şartsız yapmayın. Ülke yolsuzluk, hırsızlık, mafya iddialarıyla çalkalanıyor. Pahalılık, kötü ekonomi yönetimi konuşuluyor. Yargı mensupları aranan sanıklarla, bakanlar mafya babalarıyla yanyana… Bari bunlara karşı ülkücü bir tavır koyun. Deyin ki iktidara;  “Bak arkadaş ben sana büyük destek veriyorum ama bu destek sınırsız değil. Bazı şartlarım var. Arkanı, partini, kabineni, kadrolarını yolsuzluktan, mafyadan, FETÖ’den, adaletsizlikten uzak tut. PKK meselesinde sağlam ve dik dur. Çözüm Süreci hataları yapma, Andımız’ı geri getir. TC’yi söktüğün yerlere tak. Eğitimden, sağlıktan ve ordudan tarikatları ve liyakatsızları temizle… Yoksa çekerim fişini, tepe taklak gidersin.” Bir kerecik olsun deyin yahu…  İktidarın hal ve davranışlarını izleyin, başıboş bırakmayın onları. Hakemlik, gözlemcilik, denetmenlik rolüyle destek olun.  Anayasal kurumların çalışmasını, çalıştırılmasını sağlayın. Kanunları uygulatın. Adamlar mahkeme, Anayasa, hukuk tanımıyorum diyor ve nitekim pekçok kere gördük ki, gerçekten de tanımıyorlar. Onlara mutlaka mahkeme kararlarını uygulatın. Yargıyı partizanlıktan, baskılardan koruyun. Partizanlığı durdurmalarını sağlayın.  Karşılıksız, sorgulamasız, hesap sormaksızın, iktidarın arkasını toplayarak, kirini, arızalarını elbirliğiyle örterek, temizleyerek, meclise verilen tüm önergeleri peşinen engelleyerek ittifak olur mu Sayın Genel Başkanım?

Böyle beleş, şartsız kayıtsız destek ve ittifak, dünyanın neresinde var? Bunun adı ittifak değil, olsa olsa koşulsuz, kayıtsız partiyi, ülkücü maziyi ve ülkücüleri başka bir adamın emrine vermektir. Bunları başıboş bırakmayın Sayın Genel Başkanımız. Arada bir, her Salı günü Meclis Grup konuşmalarınızda ister gazımızı almak için isterse sahiden yaptığınız gibi, bunlara da kükreyin, bunları uyarın, başıboş kalmasınlar, yanlışlıkları, kusurları için bunları ikaz edin ki, meydanın boş olmadığını, ülkenin tek egemeni ve sahibi olmadıklarını ve canlarının istediği herşeyi yapamayacaklarını bilsinler.

Sizden bizi illaki iktidara getirmenizi artık beklemiyoruz. İktidara neden gelemiyoruz diye yakanıza da yapışmıyoruz. Ancak hiç değilse iyi ve doğru bir muhalefet yaparak, iktidarları, muktedirleri başıboş, denetimsiz ve kontrolsüz bırakmayalım. Ülkücü bir muhalefet yaparak yanlış yapan, eksik veya kusurlu iktidarları hizaya getirebilir, onlara milliyetçi bir ayar da verebiliriz. Biz ülkücüler buna da razıyız Genel Başkanım. Unutmayın ki ülkücü seçmenler bize muhalefet görevi verdiler. Biz aslında muhalefet partisiyiz, unuttunuz mu? Bu durumda iktidara sınırsız, kayıtsız, şartsız destek ve müsamaha olur mu Sayın Bahçeli?

İktidara gelmek istemiyorsunuz. İktidara kıyısından, köşesinden azıcık tutunabilmeyi yeterli görüyorsunuz. Ömürlerini ülkücü davaya fedâ etmiş olan bizler buna katiyen razı değiliz. Milletimize daha hayırlı ve yararlı olabiliriz. Bu çok zor değil Genel Başkanımız Sayın Bahçeli… Sadece Ülkücü gibi düşünün ve davranın. Göreceksiniz gerisi gelecektir zaten.

Yorumlar (1)
Mustafa Yaman 5 gün önce
Aziz dostum yazılarını zevkle okuyup dosyalıyorum. Hislerime tam anlamıyla tercüman olduğunuz için sonsuz teşekkürler... Gönlüne sağlık....
19°
açık
Namaz Vakti 19 Haziran 2021
İmsak 03:24
Güneş 05:25
Öğle 13:10
İkindi 17:10
Akşam 20:46
Yatsı 22:38
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 40 84
2. Galatasaray 40 84
3. Fenerbahçe 40 82
4. Trabzonspor 40 71
5. Sivasspor 40 65
6. Hatayspor 40 61
7. Alanyaspor 40 60
8. Karagümrük 40 60
9. Gaziantep FK 40 58
10. Göztepe 40 51
11. Konyaspor 40 50
12. Başakşehir 40 48
13. Rizespor 40 48
14. Kasımpaşa 40 46
15. Malatyaspor 40 45
16. Antalyaspor 40 44
17. Kayserispor 40 41
18. Erzurumspor 40 40
19. Ankaragücü 40 38
20. Gençlerbirliği 40 38
21. Denizlispor 40 28
Takımlar O P
1. Adana Demirspor 34 70
2. Giresunspor 34 70
3. Samsunspor 34 70
4. İstanbulspor 34 64
5. Altay 34 63
6. Altınordu 34 60
7. Ankara Keçiörengücü 34 58
8. Ümraniye 34 51
9. Tuzlaspor 34 47
10. Bursaspor 34 46
11. Bandırmaspor 34 42
12. Boluspor 34 42
13. Balıkesirspor 34 35
14. Adanaspor 34 34
15. Menemenspor 34 34
16. Akhisar Bld.Spor 34 30
17. Ankaraspor 34 26
18. Eskişehirspor 34 8
Takımlar O P
1. Man City 38 86
2. M. United 38 74
3. Liverpool 38 69
4. Chelsea 38 67
5. Leicester City 38 66
6. West Ham 38 65
7. Tottenham 38 62
8. Arsenal 38 61
9. Leeds United 38 59
10. Everton 38 59
11. Aston Villa 38 55
12. Newcastle 38 45
13. Wolverhampton 38 45
14. Crystal Palace 38 44
15. Southampton 38 43
16. Brighton 38 41
17. Burnley 38 39
18. Fulham 38 28
19. West Bromwich 38 26
20. Sheffield United 38 23
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 38 86
2. Real Madrid 38 84
3. Barcelona 38 79
4. Sevilla 38 77
5. Real Sociedad 38 62
6. Real Betis 38 61
7. Villarreal 38 58
8. Celta de Vigo 38 53
9. Granada 38 46
10. Athletic Bilbao 38 46
11. Osasuna 38 44
12. Cádiz 38 44
13. Valencia 38 43
14. Levante 38 41
15. Getafe 38 38
16. Deportivo Alaves 38 38
17. Elche 38 36
18. Huesca 38 34
19. Real Valladolid 38 31
20. Eibar 38 30