16.05.2021, 01:40

EPİSTEMOLOJİK KRİZ

EPİSTEMOLOJİK KRİZ

Epistemoloji, felsefenin; bilginin imkanı, kaynağı, doğası,  doğruluğu, geçerliliği ve sınırlarını, neyi?, ne kadar? ve nasıl bilebileceğimizi? araştıran felsefi disiplindir. Uygarlık tarihinde her çağın ve medeniyetin kendine özgü bir epistemolojik anlayışının ve mantık dizgesinin olduğu bilinmektedir.

Bir bilimsel model veya paradigma açıklayıcılığını yitirdiği zaman yerine yeni durumu açıklayacak yeni paradigma ve model, yeni bir epistemolojik anlayış egemen olur. Eğer ısrarla eski modelle yeni durumları açıklamaya kalkarsanız çelişkiler giderek bir kültür ve medeniyet krizine dönüşür.

Türkler tarihleri boyunca Afroavrasya alanındaki 55 milyon kilometrekarelik alanı yönetirken  bulundukları coğrafyalarda egemen bilgi anlayışlarını takip ederek başat siyasal güçler olmuşlardır. Bu sayededir ki 1040 yılında Dandanakan zaferiyle İran’ı siyasal denetim altına alan Oğuzlar 1081 yılında Çakabey’le İzmir’e, Akdeniz’e inmişlerdir. 40 yıllık süre zarfındaki bu muazzam başarıyı tahakkuk ettiren stratejik aklın arkasında Türkistan Rönesans’ının muazzam birikimi vardır. İslam dünyası Eşari anlayışının dar kalıplarında debelenirken Kant’tan 700 yıl önce “ dünyaya ait olguların bilgisinin akıl ve deneyim” olduğunu ortaya koyan rasyonel bilginin kutsalla metafizikle bağını kesmeden her birini soru ve sorun alanlarına göre tahsis eden “irfani, nazari ve burhani bilgiyi” ve aklın farklı tezahürlerini birbirine karıştırmadan inşa ettiği büyük epistemolojik anlayışla kucaklayan geleneği ıskalamamalıyız.

Bugün dünya kuantum fizik ve belirsizlik, görecelilik penceresinden Aydınlanma felsefesinin kesinleyici “rasyonel ve deneyci paradigmasının” sınırlayıcılığını, bilginin kutsalla kesilen bağını  tartışırken kadim irfan ve bilgi anlayışına yeniden dönüp bakma zarureti vardır.

Bu bilgi anlayışını operasyonel alana taşıyan Türk devletinin, siyasetinin devlet yöneten sınıfları âlim bürokrat tipti. Tonyukuk ’dan beri bu gelenek devam etmiştir. Ehliyet ve liyakat, birikim ve donanım, temsil kabiliyeti yüksek seçkin bir sınıf Türk devlet ve teşkilatını bin yıllar ötesinden taşıyarak bütün coğrafyaların başat siyasal aktörleri olmuşlardır. Bu düsturdan sapıldığı kesitlerde Türk devlet ve siyasetinin, “ilin ve törenin” bozulduğunu görürüz.

ASLINDA İLDE TÖREDE BOZULDU

Türkler 18. yüzyıldan itibaren dünyaya egemen olan yeni bilgi anlayışına eklemlenmekte gecikerek, eski paradigmada ısrar ederek modern çağı büyük ölçüde ıskaladılar.

Tanzimat sonrasında başlayan milli demokratik devrim süreci Türkiye Cumhuriyeti olarak siyasal bir varlığa dönüşerek bu gecikmenin tarihsel sebeplerini başarılı bir biçimde tahlil etmiştir. Atatürk’ün Harezm  ve Türkistan Rönesans’ı temelinde yeni bir medeniyet kurma heyecanı ve girişimleri ne yazık ki tam anlaşılamadı, kendisinden sonra akamete uğradı yeniden Atlantik merkezli dünya tasavvuruna savrulduk.

Hangi siyasal rejim ve sistemle idare edilirseniz edilin devlet idaresi ve kamu yönetimi için çağın bilgi felsefesine ve ufkuna hakim, oturmasını kalkmasını bilen, nitelikli, bilgili, liyakatli uzmanlara, teknokratlara ve siyasi liderlere, önder kadrolara ihtiyacınız vardır. Türk devlet teşkilatı tarihi boyunca bu ihtiyacı “ak sakallar ve âlim bürokratlarla” karşılamıştır. Tonyukuk’la başlayıp erken Cumhuriyete kadar bu tipolojinin izini rahatlıkla takip edebiliriz. İroni olsun diye dağğğvva, devrim, noktasında medeniyeti diye huruç eden alt kültürün diplomalı cahillerine “20.000 kitap, şömine, şaraplar, boğazlı kazak ya da fular (şartını koyduk, pek kızdılar, “büyük telefon, ince çerçeveli gözlük, çiçekli kravat, parlak çeket, wireless kulaklık,beylik sözler ve ezberlenmiş ve öğretilmiş bilgi setleriyle” devlet yöneten sınıfa dahil olunmaması gerektiğini izah etmeye çalıştım. Okuma yazması ancak “çimlere basmayınız, yolda işemeyiniz seviyesinde” yüzeysel anlamı idrak edebilecek seviyedeki “siyaset erkini bir bütün olarak ele geçirmiş kifayetsiz muhteris güruh metnin söylemediklerini, sakladıklarını da anlayacak bir düzeyleri olmadığı için “mizah yaptığımızı sandılar”.  Bu rejime “timokrasi” diyoruz. [=zengin ve nüfuz, güç sahiplerinin, mütegallibenin, zorbaların egemen olduğu rejim].  Türk demokrasisi maalesef 1980 sonrasında “timokrasiye” dönüşmüştür. Ağalar ve vasallar, onların tayin ettiklerini adına seçim denilen bir hülleyle müntehib-i saniler (ikinci seçmenler) olarak seçtiğimiz bir demokrasi mastürbasyonuyla karşı karşıyayız.

Âlim bürokratların egemen olduğu ehliyet ve liyakatın hakim olduğu bir rejimde âdalet ve hukuk, refah her şey yerli yerinde olur. Büyük devletlerin yönetim geleneklerinin sahnenin önünde cerayan eden kısmı kadar görünmez bir yüzü de vardır. Devletin bu yüzü “raison d’etad’ (hikmet-i hükümeti) bilen âkil insanlar tarafından sıkı bir disiplin ve nizamata bağlı olarak yürür. Ciddi devletlerde böyledir. Elizabeth İngiltere’si, Rusya’sı ,Amerika’sı, Almanya’sı böyledir. Türk devlet geleneğinin en son ciddi istihbarat yapılanması, gizli devlet işlerini ve maslahatını çekip çeviren birimi ITC ve Teşkilat-ı Mahsusadır. Türk devletinin bu önemli işleri küçük memurların gözetiminde, tablacı ve arabacı, mafyöz kültüre henüz teslim edilmemişti. Merak edenler İş Bankası yayınların 3 cilt olarak yayınlanan Ahmet Tetik’in Teşkilat-ı Mahsusa tarihine baksınlar.

Devlet neymiş, tehlike neymiş, gizlilik, feragat, fedakârlık , basiret ve kahramanlık neymiş orada uzun uzun anlatılıyor. Bu tarihin halen yüzde doksanı bilinmezdir. Kara Kemal’i, Yenibahçeli Biraderleri, -eşine bir tabanca verip şu saate kadar gelemezsem kendini vur diyebilen Bahattin Şakir’leri-, o emre  tavizsiz itaat eden yoldaşları hemen aklımıza gelenlerdir. Bu icraatlar o kahramanlarla birlikte sır olmuştur. “Gardaş sen biliyon mu yağveleri üzerinden” nemalanmaları, dürüm taleplerini ve şantajlarını orada göremezsiniz. Ahmet Tetik’in eserinin tanıtım notundan;

“1917… Harbin üçüncü yılı. Umûr-ı Şarkıyye Dairesi; hayalci değil gerçekçi siyasi akılla, elindeki sınırlı imkânları doğru yer ve zamanda kullanarak Fas, Trablusgarp, İran ve Rusya eksenli faaliyetlerini sürdürmektedir. İtilaf Devletleri’yle savaş cephelerde bütün şiddetiyle devam ederken, cephe gerisinde ve sahadaki siyasi harp de hızını kaybetmemiştir.
İngiltere, Fransa, Rusya, İtalya’nın yanı sıra, müttefik Almanya’nın Fas’ta, İran’da, Trablusgarp’ta Osmanlı Devleti aleyhine yerel düzeyde yürüttüğü siyasi operasyonlarına, 1917 yılı boyunca karşı koyan Umûr-ı Şarkıyye Dairesi, Rusya’da ortaya çıkan yeni durumdan yararlanacak siyaseti uygulamak üzere her türlü çabayı göstermektedir. Madrid’den Tahran’a, Trablus’tan St. Petersburg’a uzanan coğrafyadaki bu mücadelenin belgelerdeki hikâyesi, “zaman dizini çerçevesinde” Teşkilat-ı Mahsusa Tarihi ’nin II. cildinde yer alıyor.
Umûr-ı Şarkıyye Dairesi’nin sahada ve masa başındaki şahsiyetlerinden Ali Başhampa, Fahri Ferik Nuri, Miralay Tahir, Kaymakam Ömer Fevzi, Yüzbaşı Mehmed Nuri, Abdürreşid İbrahim, Köprülüzâde Mehmed Fuad ve diğerlerinin 1917 yılı faaliyetlerinin sürecini okurken; dünü öğreniyor, bugünü değerlendiriyor, yarını düşünüyoruz.”

Teşkilat-ı Mahsusa (Umûr-ı Şarkıyye Dairesi) Tarihi Cilt II: 1917

100 yıl öncenin “devlet maslahatına” Köprülüzade Mehmet Fuad’lar, Besim Atalay’lar yön verirdi. Bu devamlılığı sağlayıp sağlayamadığımızı ciddi biçimde sorgulamamız icap eder.

 Rus ordusuyla çapışırken  tarihi mezarlıkta tesadüf edilen önemli kayıtları “ ben seni korurum Abdulkadir [İnan] sen kayıtları al diyen adamları,  kazornik tabancasıyla çalım satan, mahalle kabadayısı türedi erkânla mukayese edemezsiniz.

Türkiye’de siyasi partilerin politik önderlik kadroları kendi geleneklerinin bilimsel alanlarına karşı bilinçli bir mesafe koydukları için siyasi eylemi üretecek bilgi ve donanımdan uzak kalmaktadırlar. Sınav gecesi ders çalışan talebe gibi sıkışınca çalakalem hazırlanmış program ve metinlerle idare etmeye çalışmaktadırlar. Ülke sorunlarını kuşatan bir teorik altyapı hiçbirinde yoktur. Neoliberal ekonomik modelle hem milliyetçi hem muhafazakâr hem de solcu olunan garip bir yerdeyiz. TBMM’deki siyasi partilerin hepsinin ekonomi politik bakışı Neoliberalizm üzerinden temellenmektedir. Hal böyle olunca hepsini tek bir parti “Neoliberalizm” partisi olarak tavsif etmekte hiçbir beis yoktur.

SAYILARI ÇOK OLDA DA ASLINDA HEPSİ BİR PARTİ

Türkiye’nin milli, demokratik, halkçı, kamucu bir milli perspektife ihtiyacı vardır.150 yıllık milli demokratik devrim sürecimiz yeniden ekonomi politik bir perspektifi esas alarak güncellenmelidir. Türk milliyetçiliği felsefi ve siyasi bir doktrin olmaktan öte bir mefkûre bir perspektif olmaya müsaittir. Bu anlamda “milli olmaklık”, “MİLLİYETÇİ OLMAKTAN ÖNCE” en  geniş geniş bileşkedir. Milli olmaktan kastımız kendi kültürel havzamızın, medeniyet tarihimizin birikiminin eleştirel bir tarzda ele alınarak uygarlık tarihinin temel metinleriyle ve meseleleriyle kıyaslanarak yeni ihtiyaçlar ve sorunlara cevap üretecek tarzda yeniden yorumlanmasıdır. Bu anlamda Türk milliyetçiliği içe kapalı muhafazakâr bir anlayışla uyuşamaz. Dini bir siyaset felsefesi ve ideoloji olarak değil kulla Tanrı ve dünya bağlamındaki inançlar manzumesi olarak algılar. Dolayısıyla metafizik tecrübeye hürmetkâr bir akılcılık yani laiklik olmazsa olmaz zeminimizdir. Maveraünnehir’deki 10-12. Yüzyıllar arasındaki Türk Rönesans’ı da esasen bu temel üzerinde kurulmuştur. Bütün dinlere ve inançlara saygılıdır. Bütün Türklüğün farklı inanç ve  felsefi tercihlerini saygıdeğer olarak ele alır.

Bugün mecliste temsilen MHP ve CHP, AKP, İYİP’in ekonomik programları ve önerileri Türkiye’nin mevcut sorunlarına çözüm olamıyor. Aynı çamurda bitimsiz bir patinaj içindeler. Sorun yaratan sistemin içinden sistemin açmazlarını tamir edecek reçeteler öneriyorlar. Oysa ki sorun içinde bulundukları ve her şeye çözüm olarak sundukları Neoliberal dünya ve siyaset tasavvuru. Epistemolojik bir açmazı palyatif , pratik bir takım çıkışlarla aşabileceklerini sanıyorlar.

Acıklı bir entelektüel dram yaşıyor Türk siyaseti.

13 milyona dayanmış işsizler ordusuna iş bulmak için yeni kaynak yeni bir ekonomik model lazım. 1 trilyon lirayı açmış borç stokunu nasıl yönetip azaltacaksınız?

Kalkınma ve üretim için yeni kaynakları nereden nasıl üreteceksiniz? TBMM partilerinin bu konuda bir çözümü var mı? Yok.

Eğitim sorunu, Enerji, Altyapı, Sağlık, Arge, Hukuk reformu, Tarım ve hayvancılık nasıl ayağa kaldırılacak.? TBMM partilerinin bu konuda bir çözümü var mı? Yok.

Herhangi bir cevapları yok iktidar yapamıyor, biz gelelim de görürsünüz diyorlar.

Peki sizin yapacağınızın garantisi nedir?

Size neden inanalım? Referansınız, deliliniz nedir?

Sır mı çözümleriniz, bilelim biz de gönül rahatlığıyla sizi destekleyelim olmaz mı?

Bunları sorduğumuzda Kemal Bey’in   dar çevresi  hemen fırlayıp “Kürt sorununu” çözeceğiz, Anadilde eğitim yapacağız diyorlar! Bu çıkış mevcut konjonktürde  ne Kürtlerin bir işine yarar ne de Türklerin ve Türkiye’nin bunu söyletenler iyi biliyor. Maksat  kurucu ideolojinin yeniden siyasi pozisyon elde etmesinin önüne kalıcı olarak set çekmektir.

Oysa ki Kemal Bey “XX. yüzyılı en doğru okuyan liderin Mustafa Kemal Atatürk olduğunu keskin bir sağduyuyla ifade ediyor”.

CHP’nin halen hayattaki eski liderleri, CHP geleneğinden yetişen kıdemli devlet adamları ve siyasetçiler Sayın Kılıçdaroğlu’na bu anlamda destek ifade etmeleri gerekir. Aksi takdirde bu kritik siyasi dönemeçte  tarih onları suskunluklarıyla not eder.

Meral Hanım “arka planda, arge olarak entelektüel bir kadroya sahip olmayı ve bilimsel çözümleme süreçlerini hadi nezaketle söyleyelim ıskalıyor” yarenlik sohbetiyle sözlü kültürle sorunları çözüyor, onun işi daha kolay! Oysa ki bir bilim kadını olarak bilimsel sorun çözme süreçlerini siyasete taşıyabilme açısından diğer lidere göre daha avantajlı.

Büyük İstanbul depremi geliyor, kentsel dönüşüm için ortada ciddi bir senaryo ve mücadele planı yok, “iktidarın da yok belediyenin de”, sağlıksız yapıları dönüştürmek için kaynak üretecek bir model yok.

Oysa ki ciddi ve bilimsel bir planlamayla İstanbul’un depreme dayanıksız yapı stokunu merkezi bütçeye ihtiyaç duymadan yenilenebilir. 

Anlamadım, neyi bekliyorsunuz?

Solcu sosyal belediyecilik adı var kendi yok. Şirketlerle belediye hizmetlerini yürütmenin adı sosyal belediyecilik! Boğazlı kazak, avcı yeleğiyle, kantin solculuğu bile daha ciddi ve romantik.

Bu tablo sizi tatmin ediyorsa söylenecek bir şey yok, devam ediniz.

Bilim adamları olarak, akademi olarak bu soruların projelendirilmiş çözümleri bizlerde var. Diğer kısım siyasetin kendine düşen mesuliyeti yerine getirip getirmemesiyle alakalıdır. TBMM siyasetini bilime sırt dönmeleri vesilesiyle Türk milletine şikayet ediyorum.

Beyler, bu ülke hepimizindir.

Başka Türkiye yok.

Geliniz denk bütçeyi yapalım,

Ekilip dikilmemiş 1 metrekare toprağımız kalmasın, yaylalar, ovalar sürülerle şenlensin birlikte üreterek, hakça bölüşerek özgürleşelim.

Kalkınma için ek vergi ve borçlanma yapmaksızın yeni kaynakları ortaya koyalım.

Devleti a ‘dan ze’ye yeni baştan saat gibi işleyen, 5000 yıllık Türk devlet teşkilatı tarihine yaraşır bir hüviyete kavuşturalım.

Kimsesizlerin kimi bir Cumhuriyeti, gerçek anlamda hukuk devletini kurarak siyaset, tarikat, mafya sarmalından, yolsuzluk ve talan ve yağma  ekonomisinden bu güzel ülkeyi kurtaralım.

Neoliberal sistem bu yağma düzeni  tarikat, mafya ve siyaset işbirliği olmaksızın sürdürülemez.

Sorun kişilerden öte yapısaldır.

Geliniz, on yıllardır bu ağlar tarafından kuşatılmış güzel ve yalnız ülkemizi kimsesizlerin kimi “cumhuriyeti ergin ve yetkin müzakereci bir demokrasiyle” süsleyelim.

Türk devleti kötü yönetiliyor halk bunu görüyor velakin bu emaneti ehline teslim edeceği güvenilir bir siyasi aktörü ve kadrosunu göremiyor, bulamıyor.

Fetö  ve cemaat tarikat oynaşı olmayan, hüküm giyen fetöcü danışmanları ve fikrilerini twiti şeriflerini onayladığı kaçkın arkadaşı olmayan (=kast edilenler kendilerini biliyor tavana bakmasınlar lütfen), orman yakan arkadaşları olmayan,  etnik siyasal taleplere kapısını kapamış teröre tavizsiz, Atatürk ve Müdafa’â-yi Hukuk değerlerini özümsemiş, entelektüel kapasitesi olan bir kadrosu olan bir orkestra şefine bir organizatöre bir planlayıcı akla ihtiyaç vardır.

Bu profilin seçmen sosyolojisindeki karşılığı %65’tir.Merak eden saha çalışmalarıyla test etsin. Yapılmış pek çok çalışma mevcut zaten.

Bu profil dışındaki bütün seçenekler AKP karşısında kesin bir yenilgiye mahkûmdur.

Türk milletinden yönetme yetkisi alamazlar.

Türk, aç durur lakin devletsiz yapamaz, duramaz bu bizim kültürel genetik mirasımızdır.

Muhalefetin, millet ittifakının görevi halkın önüne bu seçeneği koymaktır.

Yorumlar (0)
19°
açık
Namaz Vakti 19 Haziran 2021
İmsak 03:24
Güneş 05:25
Öğle 13:10
İkindi 17:10
Akşam 20:46
Yatsı 22:38
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 40 84
2. Galatasaray 40 84
3. Fenerbahçe 40 82
4. Trabzonspor 40 71
5. Sivasspor 40 65
6. Hatayspor 40 61
7. Alanyaspor 40 60
8. Karagümrük 40 60
9. Gaziantep FK 40 58
10. Göztepe 40 51
11. Konyaspor 40 50
12. Başakşehir 40 48
13. Rizespor 40 48
14. Kasımpaşa 40 46
15. Malatyaspor 40 45
16. Antalyaspor 40 44
17. Kayserispor 40 41
18. Erzurumspor 40 40
19. Ankaragücü 40 38
20. Gençlerbirliği 40 38
21. Denizlispor 40 28
Takımlar O P
1. Adana Demirspor 34 70
2. Giresunspor 34 70
3. Samsunspor 34 70
4. İstanbulspor 34 64
5. Altay 34 63
6. Altınordu 34 60
7. Ankara Keçiörengücü 34 58
8. Ümraniye 34 51
9. Tuzlaspor 34 47
10. Bursaspor 34 46
11. Bandırmaspor 34 42
12. Boluspor 34 42
13. Balıkesirspor 34 35
14. Adanaspor 34 34
15. Menemenspor 34 34
16. Akhisar Bld.Spor 34 30
17. Ankaraspor 34 26
18. Eskişehirspor 34 8
Takımlar O P
1. Man City 38 86
2. M. United 38 74
3. Liverpool 38 69
4. Chelsea 38 67
5. Leicester City 38 66
6. West Ham 38 65
7. Tottenham 38 62
8. Arsenal 38 61
9. Leeds United 38 59
10. Everton 38 59
11. Aston Villa 38 55
12. Newcastle 38 45
13. Wolverhampton 38 45
14. Crystal Palace 38 44
15. Southampton 38 43
16. Brighton 38 41
17. Burnley 38 39
18. Fulham 38 28
19. West Bromwich 38 26
20. Sheffield United 38 23
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 38 86
2. Real Madrid 38 84
3. Barcelona 38 79
4. Sevilla 38 77
5. Real Sociedad 38 62
6. Real Betis 38 61
7. Villarreal 38 58
8. Celta de Vigo 38 53
9. Granada 38 46
10. Athletic Bilbao 38 46
11. Osasuna 38 44
12. Cádiz 38 44
13. Valencia 38 43
14. Levante 38 41
15. Getafe 38 38
16. Deportivo Alaves 38 38
17. Elche 38 36
18. Huesca 38 34
19. Real Valladolid 38 31
20. Eibar 38 30