06.08.2020, 03:09

FİKİR OROSPULUĞU NE DEMEKTİR?

FİKİR OROSPULUĞU NE DEMEKTİR?

FİKİR OROSPULUĞU 1940 yıllarına kadar inen bir kavramdır..İdeoloji kokar. Kavramın sahibi de bir günde Kadro dergisi ve Kemalizm safından Menderes yalakalığına kıvıran, Lenin mağşuşu şu bizim Burhan Belge'dir. (Yakup Kadri Burhan Belge'nin eniştesi Murat Belge'nin dayısı). Hindistan Büyükelçisi yapıllamayınca CHP'den kopuş o kupuş... Bizdeki döneklik sanatı Abdülhamid'in Yıldız köstebeği Ahmet Midhat Efendiden günümüze uzanan bir çizgidir. Şimdi daha çağdaş usulleri bulunan bu sanatın iki günümüz örneğini verelim:

Birincisi Nazlı Ilıcak denilen ZİLLİ ZARİFE... Sivri dili ve keskin kalemiyle Tercüman imparatorluğunun kraliçesi bir zamanlar oydu. 1980 öncesi gazeteye uzun soluklu polemik yazıları yazar, röportajlar yapardı. Cumhuriyet'te Uğur Mumcu ile didişir dururlardı. (Benim de süreli yazılarım çıkmıştır o zamanlar Tercüman'da. Ama hepsi maliye üzerine mesleki yazılardı. Güneri Civaoğlu bol rakamlı çekler yazarak bana havasını atardı)

Nazlı Hanımefendinin kocası Kemal Ilıcak, Demirel iktidarından beslenip bulvar/taşra/ esnaf gazeteciliğinden imparatorluğa yükselmiş, Babıâli'den Topkapı'ya taşınmıştı. Gazetenin sloganı halka ve olaylara Tercüman'dı. 12 Eylül öncesi anarşi ortamında, sağ cephenin en tirajlı, kavgacı ve militan gazetesiydi. Ahmet Kabaklı, Kadircan Kaflı ve Ergun Göze ağır toplarıydı. 12 Eylül olunca Nazlı Ilıcak KENANİZME epey övgü dizmiş, pohpohlamışlardı..

Gün geldi bu koca imparatorluk batağa sürüklendi. Yasaktan kurtulan Demirel'in son döneminde Tercüman'ı kurtarmak için bir eğitim sendikasının ( İLKSAN) kamusal nitelikli arsası bunlara peşkeş çekildi. Olay duyulunca Demirel, " verdimse ben verdim" diyerek işin içinden sıyrıldı. Tıpkı YEĞEN YAHYA ve SUNTA meselesi gibi arayan soran olmadı.. Tıpkı Eğirdir gölü yamaçlarının peşkeşi gibi... Demirel'in elleri de Maun müslümanları kadar kirli sayılır. Cumhurbaşkanı olunca biraz ellerini temizlese de, eski kirleri üzerinde kaldı.. Yaşandı ve görüldü ki, dünyada mal istifleyip ahirete götürme konusunda sol vicdanlar sağdan daha temizdir... Nedeni mâsiva inancının bu kültürde daha az oluşudur. Kısacası Kemal Ilıcak bataktan gene kurtulamayıp sonunda ecele yenildi... Tercüman'ın batış hikayesinde Zilli Zarifenin az rolü olmasa gerektir....

DP'li Muammer Çavuşoğlu'nun kolejli kızı bu Hanımefendi, gel zaman git zaman medrese öğretisi iktidara gelince, daldan dala atlamasını bildi. Zavallı sıpasıyla önce küçük bir gazete kurdular, ama onu da batırdılar. Bir türlü ne patron ne patroniçe olamadı. Artık sıradan bir gazeteci kalmıştı. Gene yazıyor, girmediği delik, girip çıkmadığı mahfil, yüzüne sürmediği boya, çıkmadığı ekran kalmıyordu...

En sonunda yeni bir kulvar buldu kendine. Büyük Reisin zırhlı mercedes verdiği Kumpas savcısı Zekeriya Öz... Bu badem bıyıklı savcı Yıldız Mahkemesinin Cevdet Paşasından daha vicdansız, Ali Süruri Efendisinden daha zalimdi...Ilıcak hanımefendi bu şerefsizle kar topu bile oynadılar... Davanın savcısı REİS olunca ŞİRRETLİK de bunlara düşerdi. Gün geldi FETÖCÜ medya yapılanması faslından tutuklandı. Meğerse bu taraklarda da gizliden bez dokurmuş. Tüm foyası ortaya çıktı. Ağırlaştırılmış müebbetle yargılandı... Etme bulma dünyası. Su uyur düşman uyumazmış. Gazetelerin yazdığına göre, hapishanenin kadınlar koğuşu dar ve sıkıntılı olduğu için, " evime bırakın, her gün imzaya gelirim, vallahi kaçmam" diye yemin edesiymiş. Şimdi dışarı çıktılar ama, bu lekeyi asla silemezler...

Fikir orospuluğu için vereceğimiz diğer örnek ise beraber yargılandıkları Altan kardeşlerdir. Ne tuhaf değil mi? Bir zamanlar sosyalizmin yükselen değer olduğu günlerin en parlak yıldızı Çetin Altan'dı. İşçileri köylüleri uyandırayım derken zibidiler diye onları öteledi. Ancak az sıkıntılar çekmedi. Parlamento dayağı bile yedi... Son yıllarında kendine gelip tüm eski sevdalarından vazgeçti. Çankaya şişmanına sığındı. TRT ekranlarına transfer edilip ağzına bir parmak bal çalındı. Güzel konuşur, laf kıtlığında asma budamasını iyi bilirdi. Konuşmasını seks fıkralarıyla süsler, kadınların ağzını açık bırakırdı. Dünyaya iki oğlunu miras bıraktı. Biri akademisyen biri romancı oldular.

İkinci Cumhuriyetçi ve kumpas takımından bu iki kardeş kolejli Zarife ile FETÖ dâvâsından yargılandılar. Bir zaman birbirine komünist- faşist diye söverlerdi. Nerden nereye?. Gazetelerin yazdığı doğruysa, bu zilli ILICAK duruşmada ağlayıp "aldandığını" itiraf edesiymiş... Bilmiyor ki aldanmak her baba yiğidin harcı değildir. Onun da bir şekli şemali vardır... Yanılmak ancak makam sahibi devlet büyüklerine aittir. Bir kere aldanmakla da iş bitmez... En az beş on kere yanılacaksın ki bir kıymeti olsun...

Galile'de böyle sızlanmıştı Engizisyon mahkemesine. Ama duruşmadan çıkarken, ayağını yere vura vura, " gene de dünya dönüyor ulan!..."dürzüler diye haysiyetini korumuştu. Gel zaman git zaman Anglikan, Katolik ve Protestan kiliseleri ondan özür dilediler...

Ben bu her iki döneğe de acıyorum... Fakat şunu da biliyorum ki, gelişmemiş ülkeler, adalet konusunda ne kadar geri kalırsa kalsın, yolsuzluk ve taze hıyar yetiştirmekte o kadar mahirler. Julıen Benda'nın dediği bu bilinç tutulması, bu bilinç kararması, bu aydın ihaneti, bu döneklik bu toprakların kaderidir... Kuvayı Milliye ve Arif Oruç'tan beri sol dönekliğin hikayesi buralara sığmaz ...

İşin gerçeğidir. Nazlı hanım da Altan kardeşler de cumhuriyet devrimlerine anadan doğma düşmanlar. Her ikisinin bilinçaltı da devrimlere kin ve nefret dolu... Bunların saçına sakalına, adına soyadına, küpesine, gerdanına bakmayın, bilinçaltları zift gibi karanlık. Türbanlı / bohçalı, soylu soplu şu Merve Kavakçı'yı Meclise sokup şov yapan, birinden aferin alayım derken, Ecevit'ten zılgıt yiyen bu Ilıcak zillisi değil miydi?..

Bu iki yoldaşı birleştiren tek nokta Atatürk ve cumhuriyet düşmanlığıdır. İkisine de babadan kalmadır. Kin ve nefretleri ERGENEKON davasında iyice ortaya çıktı. En alçakça iftiralar, bavullar dolusu sahte belgeler mahkemelere taşındı... Türk ordusununun vesayeti çökertilecek, medrese öğretisine demokrasi yolu açılacaktı...Genelkurmay Başkanı ve onlarca masum subay Fetöcü ilan edildi. Halk dilinde köpeğin dişisine Kancık, kalleşlik yapanlara da KANCIKLIK denilir. İhanetin kurgulanmış türüdür...LİBOŞ takımının Altan kardeşleri bir yana, bu dişi şeytanın ekranda gevelediği, sonra sahneyi terkedip kaçtığı bir cümlesi var ki, hafızamdan çıkmaz. Kelimesi kelimesine şöyle:

".... 1 KASIMDA NASIL SALTANAT YIKILMIŞSA, BU CUMHURİYET SALTANATI DA YIKILACIKTIR..."

Böylesi bir cümle sadece kanı bozuk olanların değil aynı zamanda südü de bozuk olanların ağzından çıkabilir. Beyninden fışkıran nefretle ağzından çıkan bu sözleri fikir ve düşünce özgürlüğü sayamayız. Bu muzahfarat artıklarının sözleri, fikir de sayılamaz. Burhan Belge'nin yıllar önce Niyazi Berkes'e söylediği, fikir orospuluğu işte budur. En uzun boylu olanları bile, kin besledikleri adamın ayak parmaklarına ulaşamaz...

Bu kalpazan takımı kendi gönüllerince asker vesayetini kırmış oldular...Kürsü vaizi ve din bezirganı FETÖ alçağı ile Altan kardeşlerin cumhuriyet nefreti ebaenced belli de, bu dişi şovmenin alıp veremediği ne ola, Cumhuriyet devrimleri neresine batmış ola ki?.. D.P. devrinin baba mirası zihin hendikabı mı, yoksa takma kafalı FETÖ meczubuna ödenen TEZGAH kirası mı?

Milli Mücadele, İstiklâl Mahkemeleri ve o dönemi araştıran biri olarak vicdan huzuruyla söyleyebilirim. O devrin hain görünenleri bile bunlardan daha masum, hakimleri de günümüzden daha vicdanlı kimselerdi. Siyasetçilerine gelince, yemin ederim ki, günümüz medrese çaylaklarından bin kat daha haysiyetli ve namuslu insanlardı....

Yorumlar (0)
19°
açık