21.10.2020, 01:34

KKTC SEÇİMLERİ VE ÇANLAR KİMİN İÇİN ÇALIYOR?

KKTC SEÇİMLERİ VE ÇANLAR KİMİN İÇİN ÇALIYOR?

İki Cihan Harbi neticesinde, Komünizm dışındaki, alternatif cümle fikri yapılanmalara karşı cihan hâkimiyetini ilan eden Kapitalizm’in zaten ferde meyilli menfaat çarkının iyiden iyiye bireye yamulduğu, toplumsal faydanın artık, bırakın ötelenmeyi, yok sayıldığı  -Bu evrilmenin şiddetinden ötürü ismi artık Liberalizm olarak da değiştirebilirsiniz. Zira Kapitalizm’de az da olsa toplumsal bir faydadan söz edilir- önceki milenyumun son yüz yılının özellikle son çeyreğinden itibaren dünya gündemini işgal eden "Globalizm" düşüncesiyle birlikte insan tekil bir varlık olarak kendisini tanımlamaya ve toplumsal bir varlık olma, milli bir kimliğe sahip olma düşüncesinden uzaklaşmaya başladı yada uzaklaştırılmak istendi. Yüklemi aynı cümlede iki farklı şekliyle kullanmamın sebebi, kör-topal bir biçimde de olsa bu bakış açısına karşı direnen bir Milliyetçilik akımının hâlâ bu ülkede varlığını sürdürüyor olmasıdır.  

İnsanın kendi çıkarlarını her türlü değerin önünde tuttuğu ve “ win” kavramının bu sistemin tüm kutsal metinlerinin besmelesi olarak ilk önce yazıldığı, dilimize “Küreselcilik” olarak çevrilen bu sistemde güya ötelenen toplum, merkeze konulan bireyin maddi çıkarlarıydı. Ulaşım ve iletişim çağının gereği olarak, bütün sınırlar kalkmıştı ve bir topluluğa mensup olma duygusu gericilikti. Bosman Kuralıyla futbolcular, AB kanunlarıyla da bütün gavurlar Avrupa’nın her yerinde fink atabiliyorlar, pasaporta ihtiyaç duymadan o ülkeden bu ülkeye geçebiliyorlardı.

Biz de AB üyesi olmaya namzet ülkelerden biriydik.

Üye olur olmaz Paris ve Amsterdam sokaklarını doldurup bütün gavur kızları âşık edecektik kendimize.

Sabahlar olmasındı sonrası.

Ekmek elden su gölden bir hayattı zihnimizdeki Avrupa.

Bizim fukaralığımız milli devletten kaynaklanıyordu, oysa para sokaklardaki sebillerden akıyordu orada.

Zaten insan artık bir köy şeklini alan dünyanın her yerine aitti ve bu her yerden haberdar olabilirdi. Mesela kuzey yarım kürede meydana gelen bir hadiseden güney yarım küredeki adam bir dakika içinde haberdar olabiliyor ve bu olaya mesafe tanımaksızın müdahil olabiliyordu.

Gelişmekte olan, az gelişmiş ve hatta hiç gelişmemiş ülke insanları için – Biz de galiba bu grupların birindeydik ama hangisindeydik hatırlamıyorum.- maymun kafesinin tavanına asılmış bir muz kadar cezbediciydi bu.

Konuşmalarına “ayol” diye başlayan adam eskileri ile ağız dolusu küfür eden kadınlık iddiasındaki ne idüğü belirsizlerin koro halinde şu cümleleri kurduklarını gördük:

  • Ayol zaten nasıl da gerici bir kavramdı milliyet, Globalizmle bu gerilikten kurtuluyoruz!
  • Bana Türk demeyin kızlar, ben kendimi sadece insan olarak tanımlıyorum!
  • Devletin adı değişsin, Türkiye Cumhuriyeti demeyelim. Hatta Türk Bayrağı da demeyelim! İstiklal Marşı da okunmasın!
  • Bu iktidarla birlikte hepimiz Türk olmaktan kurtulduk çok şükür!
  • Milli Devlet de nereden çıktı, federasyon daha iyi olur. Zaten 36 etnik parçayız, birbirimizle alakamız yok. Hem siz geldiğinizde biz buradaydık!

Bir de küresel sermaye mevzuu vardı tabii. Her şey sermayenin kontrolündeydi artık, devletler de… Zaten Amerika’yı bile nüfuzlu iki üç şirket yönetiyordu ki hükümetler işin palavrasıydı.

Türkiye başta olmak üzere Avrupa’nın doğusundaki tüm coğrafyalara pompalandı bu fikir.

Pompalanan sadece fikir değildi zihniyet kabul görsün diye para da pompalanıyordu birilerine.

Vakıflar kuruldu Soros’un çocukları tarafından, Soros’un parasıyla, bu faaliyetleri yapabilsinler diye.

Pek bir itibarlı oldular adamlar.

Zaten bir iyilik hareketimiz de vardı ya, her yerde Türk Bayrağını dalgalandıran(!)

İşte Müslümanlık da karşıydı milliyete ve milli sınırlara. İsterseniz falanca hocaya yada filanca şeyhe sorabilirdiniz.

Hem madem yeryüzü Müslümanın mescidiydi, o halde ne lüzum vardı iki karış toprak için kavgaya.

Doğrusu semeresini verdi bu çalışmalar.

Turuncu devrimler gördük, yakılan yıkılan ülkeler…

Açılımlara şahit olduk bizzat…

Apo denilen hergele çağı en iyi okuyan adam ilan edildi bazı kiralık kalemlerce,

Etkili ve yetkili birileri de Kürt halkının lideri ediverdi.

Bodrum’a paşa yapalım diyen andavallı Fetöcü çıktı ya, onu da milliyetçiler kurtardı hatır gönül işine.

Pkk’lı teröristler ellerini kollarını sallaya sallaya Suriye’ye geçti, gündüz gözü, sınırlarımızı kullanarak üstelik.

Kobanili kardeşlerine selam gönderdi birileri.

Tüm bu kelamlar ve selamlar kan ve gözyaşı olarak döndü bize.

Düşünebiliyor musunuz Türk polisi ve askeri Türkiye Cumhuriyetinin sınırları dâhilindeki bir şehrin mahallesine girebilmek için çatışmaya girdi, silah kullandı, şehit verdi, kelle aldı.

Sonra bir gün bitti rüya,

Kanın ve gözyaşının içine uyandık.

Kendi askerlerimizin kendi millettaşlarına karadan ve havadan mermi yağdırdığı bir gerçeğin içine uyandık.

Dört yanımızın sinsice sarıldığı, boğazlanmaya ramak kala bu hakikat olamayacak kadar güzel rüyadan uyandık.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki seçimleri takip ederken bu düşünceler akın etti zihnime.

Baksanıza, sözde bir sendikanın başkanı, Kıbrıs Türklerine karşı soy kırım uygulamakla suçluyordu Türkiye’yi.

Cumhurbaşkanı adaylarından biri de Rumlara toprak vermeyi vaat ediyordu, Rumlarla birlik olmak, Türkiye’ye karşı durmak istiyordu.

Bir Stockholm Sendromu’ydu yaşanan ya ne gam.

Avrupa Birliği vardı kafesin çatısında asılı duran muzda, serbest dolaşım hakkı vardı, çil çil Euro, sarışın gâvur kızları vardı.

Nedense Ada halkının – Kıbrıs Türkleri- yarısı silmişti hafızasını.

Kundakta bebeleri katletmemişti sanki Rumlar,

Annelerinin, bacılarının namuslarına tasallut edip sonrasında öldürmemişlerdi o kadınları.

Yaşlı genç demeden savunmasız sivil halkı Rumlar değil de iyi saatte olsunlar boğazlamıştı sanki.

 Niyeyse,  Bilge Kağan’ın bengü taşa kazıttığı o cümle gelip oturdu yüreğime: “Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış. Yaklaştırıp, konduktan sonra, kötü şeyleri o zaman düşünürmüş… Tatlı sözüne, yumuşak ipek kumaşına aldanıp çok çok, Türk milleti, öldün; Türk milleti, öleceksin!”

Bin üç yüz yıl sonra bile değişen hiçbir şey yoktu, isimlerden başka. Yumuşak ipeğin yerini Euro almış, tatlı söz niyetine de AB vatandaşlığı rüşvet-i kelam olarak söylenmişti.

Zaman değil belki ama mesafeler sınırlıyordu, yoksa buradan bağıracaktım oraya:

“Kıbrıs Türk’ü öldün! Kıbrıs Türk’ü öleceksin!” diye ya heyhat, ne şöhret ne de mesafe buna müsait değildi.

Ersin Tatar’ın zafer konuşmasında Sayın Cumhurbaşkanına ve yardımcısına teşekkür ettiğinden de anlaşılacağı üzere Türkiye bu kez hata yapmadı, Denktaş’a verilmeyen destek şükür ki Tatar’dan esirgenmedi ve Kıbrıs ile ilgili olarak Atatürk’ün o muhteşem tespitiyle, Türkiye bir hapishane olmaktan kurtuldu şimdilik.

Evet şimdilik…

Zira, bulaş sebebiyle nümayişe dönüşemeyen ve sosyal medya naralarıyla taçlandırılan bu seçim sonucu pek de iç acıcı değil aslında. Bakmayın milliyetçi STK’larla siyasi partilerin göğü çınlatan alkışlarına. Sonuç itibariyle tamamı Türk olan bir ülke halkının neredeyse yarısının kendi kimliğini reddedişi ve devletini lağv etme arzusudur sonuç ve bu hezimetten kıl payı kurtulunmuştur :

52-48, bir basketbol maçının ilk yarısının sonunda ortaya çıkan skor değil , koca bir seçim çalışmasının sonucudur. Düşünsenize büyük olandan iki puanı alıp küçük olana ekleseniz değişecek her şey. Ve yüzün içinde iki aslında hiçbir şey…

Kabul ediyorum, sadece bu hükümet döneminde değil, 1974’ten bu yana bütün hükümetlerin Kıbrıs politikası yanlıştı. Zannettik ki onlara para verirsek meseleyi ortadan kaldıracağız. Öyle de yaptık. Maaşları buradan gitti Kıbrıslı memurların, yavru vatandı ya iaşeleri çoğu zaman Anadolu’dan temin edildi.

Dünyadan izole edildi caiz tabirle Kıbrıs Türklüğü.

Biz, Pakistan, bir de Bangladeş...

Bu üç ülke dışında geri kalan ne kadar ülke varsa Türk- gayr-ı Türk, Müslim- gayr-ı Müslim hiçbiri tanımadıbu devleti, tanımak bir yana ambargo uyguladı KKTC’ye.

Tanıyanların tanımaları bile alengirli. Biz mesela; KKTC’nin spor kulüplerini bırakın liglerimize almayı, kendi takımlarımızla hazırlık maçları dahi yaptırmadık, ambargoyu delmek suçlamasıyla karşılaşmamak için.

Kuzey Kıbrıs’ta sanayi tesislerinin kurulmasını, onlar ambargoya muhatap oldukları için bu tesislerde üretilenlerin Türkiye üzerinden dünyaya dağıtılmasını da sağlamadık yada sağlayamadık. Gerçi bizde bile sanayi tesislerinin sayısı devletin yaşıyla ve anlatılagelen gelişmişlik masallarıyla orantılandığında devede kulak kalır ya.

Geriye bir turizm kalıyordu: lüks oteller, deniz ve güneş.

Bir de kumar tabi lüks otellerde oynattırılan ve hatta en çok kumar.

Bu Kıbrıs Türklerinde belli bir yılgınlık oluşturmuş olabilirdi ve ben de onlara az da olsa hak verebilirdim, yaşadıklarının üzerinden elli bile değil de beş yüz yıl geçmiş olsaydı eğer.

Hadi bizim Cumhuriyetin kazanımlarından dibine kadar faydalanıp Cumhuriyete sövenler tayfasının gayr-ı milliliğini anlıyorum nispeten: Türk değiller en başta ve Türk düşmanıdır hepsi içten içe.

O sürekli hakaret ettikleri Atatürk sayesinde canları, malları ve namusları güven altındadır ve ne demek olduğunu bilmezler esaretin.

Kıbrıs Türk’ü sana ne oluyor birader, yaşamışken bütün bu acıları ve kırk küsur sene önce sırf Türk olduğun için boğazlanmışken kurbanlık koyun gibi, sana ne oluyor?

Çok içinde azın az kalma ihtimalinin bile olmadığını bile bile,

Olası bir federal devletin kısa süre içinde sana eski acıları yeniden yaşatacağını bile bile,

Kendi anayasan, kendi hukukun, kendi devletin ve kurumların varken bir başka ülkeye ve millete yama olma isteğin neden, bütün içinden ilk yamanın sökülüp düşeceğini bile bile bu kaybolma, yok olma isteğin neden?

Türkiye’de bile politikalar Keynesçi Müslümanlıktan Türk Milliyetçiliğine evrilirken, Kıbrıs Türk’ü sana ne oluyor?

Kıbrıs’ta çanlar millilik için çalıyor ve benim, yüreğime çöreklenen acıyla,  çıkıp yüksek bir yere Bilge Kağan gibi haykırasım var kilometrelerce öteden:

“Batılıların vaatleri tatlı, paraları değerlidir. Batılı tatlı vaatle, çalışmadan kazanılan değerli parayla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış. Yaklaştırıp, konduktan sonra, kötü şeyleri o zaman düşünürmüş. İyi bilgili insanı, iyi cesur insanı yürütmezmiş. Bir insan yanılsa kabilesine, milletine, akrabasına kadar barındırmaz imiş. Tatlı vaadine, değerli parasına aldanıp çok çok, Kıbrıs Türk’ü, öldün; Kıbrıs Türk’ü, öleceksin! Müstakil KKTC’den vaz geçersen, Türkiye’den koparsan, Kıbrıs Türk’ü, öleceksin!”

Yorumlar (0)
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Alanyaspor 8 20
2. Fenerbahçe 9 20
3. Galatasaray 9 17
4. Gaziantep FK 9 14
5. Karagümrük 9 13
6. Başakşehir 9 13
7. Beşiktaş 8 13
8. Konyaspor 8 12
9. Rizespor 8 12
10. Kasımpaşa 9 12
11. Hatayspor 7 12
12. Göztepe 8 11
13. Malatyaspor 8 11
14. Sivasspor 8 9
15. Trabzonspor 9 9
16. Antalyaspor 9 9
17. Erzurumspor 8 8
18. Kayserispor 8 7
19. Gençlerbirliği 8 5
20. Denizlispor 8 5
21. Ankaragücü 7 2
Takımlar O P
1. Altınordu 10 20
2. Adana Demirspor 9 18
3. Ankara Keçiörengücü 10 18
4. Tuzlaspor 9 18
5. İstanbulspor 9 17
6. Samsunspor 10 17
7. Giresunspor 9 15
8. Bursaspor 10 14
9. Balıkesirspor 10 14
10. Altay 8 13
11. Akhisar Bld.Spor 10 13
12. Adanaspor 9 12
13. Ümraniye 10 10
14. Bandırmaspor 10 8
15. Boluspor 10 7
16. Menemen Belediyespor 8 6
17. Ankaraspor 9 5
18. Eskişehirspor 10 1
Takımlar O P
1. Tottenham 9 20
2. Liverpool 9 20
3. Chelsea 9 18
4. Leicester City 9 18
5. Southampton 9 17
6. Everton 9 16
7. Aston Villa 8 15
8. West Ham 9 14
9. Wolverhampton 9 14
10. M. United 8 13
11. Crystal Palace 9 13
12. Arsenal 9 13
13. Man City 8 12
14. Leeds United 9 11
15. Newcastle 9 11
16. Brighton 9 9
17. Burnley 8 5
18. Fulham 9 4
19. West Bromwich 9 3
20. Sheffield United 9 1
Takımlar O P
1. Real Sociedad 10 23
2. Atletico Madrid 8 20
3. Villarreal 10 19
4. Real Madrid 9 17
5. Cádiz 10 14
6. Granada 9 14
7. Sevilla 8 13
8. Athletic Bilbao 9 12
9. Valencia 10 12
10. Elche 8 12
11. Getafe 9 12
12. Real Betis 10 12
13. Barcelona 8 11
14. Osasuna 9 11
15. Deportivo Alaves 10 10
16. Eibar 10 10
17. Real Valladolid 10 9
18. Levante 9 7
19. Huesca 10 7
20. Celta de Vigo 10 7
19°
açık
Namaz Vakti 27 Kasım 2020
İmsak 06:28
Güneş 07:58
Öğle 12:57
İkindi 15:23
Akşam 17:45
Yatsı 19:10