05.01.2021, 05:00

PROF. METİN HÜLAGU VAHDEDDİN VE MİLLİ MÜCADELE

PROF. METİN HÜLAGU VAHDEDDİN VE MİLLİ MÜCADELE

Bu yazıda muhafazakar kültürün saltanatçı bir akademya tarihçisi Metin Hülagu ve bir kitabı üzerinden Cumhuriyete bakışına birkaç söz söylemek isteriz.

Bir dönem (Türk) Tarih Kurumunun başına da getirilen Metin Hülagu, Abdülhamid'e verdirdiği tarih doktorası ile de gündeme gelmişti. Niye Fatih'e, Yavuz'a veya son mazlum padişaha değil de Abdülhamid'e? Bu yazarın erken Cumhuriyete bakışını, "Yurtsuz İmparator Vahdeddin" kitabı üzerinden anlamaya çalışalım. Erken Cumhuriyet literatürü Vahdeddin için "hain" yakıştırması yaptığına göre; tartışmanın saltanat yanlısı aktörü de akademik birikimi ve İngiliz arşivleri üzerinden bu ilişkiye bigane kalamazdı. Şimdi anılan kitabında gezinelim:

(1) Akademik kariyerini Erciyes Üniversitesinde yapan ilahiyat lisanslı Metin Hülagü, Vahdeddin üzerine yazdığı bu kitapta, Atatürk-Vahdeddin ihtilafının kökenini, ilginç bir noktaya yani, Mustafa Kemal'in Harbiye Nazırlığı isteğine kadar indirir. Harbiye Nazırı yapılmadığı için Vahdeddin'den intikam alasıymış: “… Kabinede Harbiye Nazırı olması için Mustafa Kemal'in Vahdeddin'e yaptığı müracaat reddedilince, ikisi arasında sonraki yıllarda şekillenecek bir anlaşmazlık” doğmuştur. Olayın devamını şöyle yazar:

“Vahdeddin, Mustafa Kemal'in bu talebi üzerine nasıl bir yol takip etmesi gerektiğini İngiliz Hükumeti'ne müracaat ederek, onların tavsiyesi üzerine Mustafa Kemal'in bu talebini reddetmiş.” Vahdeddin'in bu gerekçesi İngiliz arşivleri üzerinden şöyle yorumlanır :

“Sunulan belgelere göre, Sultan Vahdeddin'in bu davranışı, yine İngiliz otoriteleri tarafından, İngiliz siyasetine bağlılığının, hilafet makamında kalmadaki hırsı ve ölünceye kadar o makamı bırakma niyetinde olmadığının bir işareti olarak yorumlanmıştır.” (Yurtsuz İmparator, s.33)

Aktarılan bu bilginin yanlışlığı küçük bir kronoloji araştırması ile anlaşılabilir. Birincisi; Mustafa Kemal'in Harbiye Nazırı olma isteği 1918 Ekiminde Tevfik Paşa'nın kabine kurmada zorluk çektiği günlere rastlar. Mustafa Kemal 11-13 Ekim 1918 tarihli telgrafını 7. Ordu Komutanı iken Halep'ten Başyaver Naci Bey'e yazmıştır. İzzet Paşa hükumeti 14 Ekim tarihli hatt-ı hümayunla kurulduğuna göre, telgraf da bu günlere aittir. Doğrudur. Mustafa Kemal kurulacak kabineye kendisi Harbiye Nazırı olmak üzere beş isim önerir. Kendisi alınmasa da Rauf ve Fethi Beyler girmiş; İzzet Paşa Harbiye Nezaretini sulhtan sonra Mustafa Kemal'e vermeyi düşündüğünü açıklamıştır.

Mustafa Kemal'in telgraf gönderdiği tarihte harp halinde olunduğu için Saray ile İngiltere arasında diplomatik temas yoktu. Kutülamare'de esir alınan general Townshend dışında İstanbul'da bir İngiliz de bulunmuyordu. Hülagü'nün yorumundan Mustafa Kemal-Vahdeddin anlaşmazlığı için maddi bir delil çıkmadığı gibi, Samsun öncesi altı aylık sürede, aralarında güvensizlik doğuran ilişki de yok. Aksi halde Samsun'a gönderilmezdi. Burda önemli olan Vahdeddin'in İngilizlere danışarak Mustafa Kemal'in isteğini reddettiği iddiası... İngilizlerle diplomatik temasın olmadığı günlerde Vahdeddin Sarayda bir ajan beslemiyor idiyse, onlarla teması nasıl sağlamış? Vahdeddin, eğer İngilizlere danışarak Mustafa Kemal'i Harbiye Nazırı yapmamışsa, doğrudan doğruya kendisi işbirlikçi olmaz mı? O halde Vahdeddin - Mustafa Kemal ilişkisi için getirilen bu yorum gayrı ciddi ve mantıksızdır.

(2) “Sultan Vahdeddin, Milliyetçilerin başkenti Ankara'ya taşımasını ve İstanbul hükumetini yok saymasını, İstanbul'a karşı sergilenen ‘isyankar’ bir davranış saymış, kendilerini de ‘asi’ olarak değerlendirmiş. Bunun tabii bir neticesi olarak da Ankara şakilerine ‘cihad’ ilan etmeyi kaçınılmaz bir görev saymış.”(S. 34)

Başkentin Ankara'ya taşınması üzerinden bu kadar mantıksız yorum yapılamaz. Vahdeddin 17 Kasım 1922'de kaçmış, Ankara bu kaçıştan bir yıl sonra o Sanremo'da ikin başkent olmuştur (13 Ekim 1923'). Vahdeddin Ankara'nın başkent yapılmasına kızarak "cihat" ilan edesiymiş! Bu da kronolojiden yoksun bir iddia. Ankara için ölüm fetvalarını Dürrizade Abdullah 1920 Mayısında çıkardı. Bu da Ankara'nın başkent oluşundan iki buçuk yıl öncedir. Osmanlı'nın i'la-yı kelimetullah adına ve küfür diyarı için ilan ettiği cihad fetvası geleneğini, kendi dindaşı Anadolu insanı üzerinden cihad-ı mukaddes çağrısı görmek?! Milli Mücadele "küfür" sayılarak, Halifenin meşruiyeti savunulur. Bu yorum da, kronoloji tutarsızlığı dışında kavram kargaşası içerir.

(3) İngiliz belgelerine dayanarak çalışma yaptığını iddia eden Metin Hülagu, saltanat ve hilafetin kaldırılması üzerine de kafa yormuştur. 1 Kasım 1922 tarihinde saltanatın kaldırılması üzerine şunları yazar: “... Her ne kadar Saltanatın ilgası ‘ittifakla’ kabul edilmiş diye takdim edilmişse de, o günkü ‘Şeyhülislamın’ kısa bir süre sonra görevinden istifa ederek ayrılmış olması, bir kısım ulemanın ilga kararını tasvip etmediği şeklinde yorumlanmıştır.”(s. 239)

Burdaki mantık kargaşasını değerlendirmek gerekir. Bu tarihteki Şeyhülislam'ın kim ve hangisi olduğu belirtilmese de, Şer'iye Vekili Mehmed Vehbi Efendi kastedilmiş olmalı. Abdullah Azmi Efendi (Torun) yerine gelen Mehmed Vehbi Efendi, hemen istifa etmeyip dönem sonuna kadar görevde kalır (4 Ağustos 1923). Vahdeddin'in boşalttığı hilafet makamını “müsliminin ihtilal ve intikasını mucip harekatına devam edip ecnebi himayesine iltica” etmekle suçlayan ha'l fetvasını Şeriyye Vekili Vehbi Efendi yazdı(18 Kasım 1922). Saltanat da fetva ile değil TBMM'nin kararıyla kaldırıldı. Olayları incelerken kelime ve kavramları yerinde kullanmak gerekir. Yani, "fetva" ile "cihat" kavramları kullanılırken, Ankara'da Şeyhülislamlık veya Bab-ı Meşihat gibi bir makam yoktur, bunun yerine Şer'iye Vekili bulunmaktadır.

Gerek 18 Kasım 1922 celsesinde, gerek 3 Mart 1924 tarihli genel kurul görüşmelerinde, hiçbir konuşmacı "Şeyhülislam" veya "meşihat" kavramlarını kullanmadığı gibi; hiçbir zabıt metni veya akademik incelemede de bu kavram geçmez. Hilafet üzerine en uzun konuşmayı Seyyid Bey ile 1924 bütçe görüşmesinde Saruhan Mebusu Vasıf (Çınar) yapmıştır. Eski İzmir Maarif Müdürü Vasıf Bey ile Seyyid Bey'in konuşmaları ve içerikleri tartışılmadan, Vasıf Bey'in İstiklal Mahkemesi savcılığı üzerinden hilafet sevdasına kapılmak, konuyu kavrama gücünden yoksun bir çarpıtmadır.

(4) Metin Hülagu'nun akademik disipline uymayan bir çarpıtması da İslam Birliği ve Mustafa Kemal isimli kitabında görülür. Kitabın bir bölümü Sivas Kongresi sırasında kurulduğu söylenen MUVAHHİDİN CEMİYETİ’ ne ayrılmıştır. İddiaya göre, güya İslam Birliğini sağlama, Osmanlı hilafetini koruma amaçlı bu cemiyet, 17 Kasım 1919’da Kahire'de Akkaz Feridun Efendi’nin evinde kurulmuş; ilk kongresini de 11 Kasım 1919'da Sivas'ın Zara ilçesi "Rüştü Koleji'nde" yapmış.(!) İslamı yok eden Hristiyan güçlerin saldırılarına karşı koymak için, dünya Müslümanlarını “Allah ve Peygamber aşkına ve İslamın emniyeti adına din kardeşlerimizi yardıma” çağıran bir beyanname yayınlanmış. Kongreye katılan 37 delegenin 12’si Milli Mücadelenin temsilcileri imiş (Mustafa Kemal ve Rauf Bey dahil). Geriye kalanların dokuzu hariç, diğerleri de Türk temsilcilermiş. Dokuz kişi Mısır, Suriye, Arabistan, Kafkasya ve Kırım delegeleri olarak kongreye katılmışlar.

Metin Hülagu bu bilgileri İngiliz belgelerine dayandırır. Belgelerde kongreye katılan delegelerin isimleri de varmış. Mısır temsilcisi Akkaz Efendi, Yemen İmamı Yahya'yı temsilen Şeyh Eburra ve bazı kabile şeyhleri... Erzincan temsilcisi Molla Hasan... Diyarbakır'da İslam Hukuku profesörü Nurullah Efendi (bu ünvan o günlerde Darülfünununda bile kullanılmıyor). Trabzon'dan sabık mebus Hoca Rasim Efendi… Konya, Ankara, Tokat, İstanbul, Bursa, Kütahya'dan gelen fakat adı duyulmamış kimseler. Bunlara ilave olarak, Kara Vasıf hariç, Sivas Milli Mücadele Kuvvetlerini temsilen bulunanlar.

Zara’da açılan kongrenin başkanlığını Mardin'li Hasibzade Vecihi Efendi, sekreterliğini de Rauf Bey (Orbay) yapasıymış. Bekir Sami Bey burada toplantının amacı hakkında konuşmuş ve yönetim kuruluna, Mustafa Kemal Paşa, Rauf Bey ve adı duyulmamış altı kişi daha seçilmişler. Osmanlı Hilafetine ve İslam'a bağlılık yemini edilip on maddelik bir karar kabul edildikten sonra bir hafta içinde tekrar toplanmak üzere dağılmışlar.

Bu Muvahhidin Cemiyeti (İslami birlik anlamında) zaman geçirmeden üçüncü toplantısını (bu kısa sürede ikincisinin nerede yapıldığı belirsiz) Zara'dan Sivas merkezine alarak, İdadi Mektebinde yapmış (yani Sivas Kongresinin yapıldığı bina). Tarihi de 10 Aralık 1919 oluyormuş. Mustafa Kemal kongrede cemiyet merkezinin Ankara'ya taşınmasını isteyesiymiş!.

Metin Hülagu gerçek dışı bilgilerle dolu 12 sayfalık bölümün sonunda bir açıklama getirmiş. Şöyle: “ Milli Mücadele liderleri tarafından oluşturulduğundan söz edilen bu cemiyetin mevcudiyetine İngiliz arşiv belgeleri yer vermekteyse de, konu ve dönemle ilgili ulaşabildiğimiz Türk kaynaklarında böyle bir cemiyetin varlığından hiçbir surette bahsedilmemektedir. İngiliz istihbarat kaynaklarının bu noktada yanıldığı ve asılsız haberler edindikleri söylenebilirse de, İngiliz istihbaratının o günkü gücü ve kaynakları göz önüne alınırsa bu ihtimal pek doğru olmayabilir. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının var olmadığı halde varmış gibi göstererek, bu yönde propoganda yaparak ve beyannameler yayımlayarak karşılarındaki düşmanı şaşırtmak ve psikolojik açıdan yıpratmak şeklinde bir savaş taktiği sonucu böyle bir yola başvurdukları da düşünülebilir. Bir diğer ihtimal ise bu cemiyetin bu dönemde gerçekten mevcut olduğu, ancak gizlilik açısından üyelerinin takma isim ve unvanlarla zikredilmiş olmasıdır.” (s. 119).

Verilen bu bilgilerin gerçek dışılığını ve 1919 Kasım-Aralık ayında Sivas'ta böyle bir olayın asla yaşanmadığını anlamak için fazla bilgiye de gerek yok. Çünkü, o günlerde (16-29 Kasım) Sivas’ta Kumandanlar Toplantısı yapıldığı için, Sivas Kongresinde seçilen Heyet-i Temsiliye üyelerinin hepsi (Karabekir ve Cebesoy dahil) Sivas'ta bulunuyordu. Görüşmeler yapılmış, zabıtlar tutulmuş, Karabekir Erzurum'dan Sivas'a gelip- giderken de Zara'dan geçmişti.

Karabekir'in Günlükler'i, Cebesoy, Mazhar Müfit, Hüsrev Gerede, Rauf Bey, Vali Reşid Paşa'nın anıları ve Nutuk ortadadır. Velev ki İngiliz arşivinde böyle bilgiler bulunmuş olsun, olmayan bir olaydan mizansen kurulup yorum yapılamaz. Kahire'de kurulmuş bir cemiyet önce Zara sonra Sivas'ta kongreler yapıyor (10 Aralık 1919), Mustafa Kemal ve Bekir Sami burada konuşuyor, Rauf Bey sekreterlik yapıyor. Heyet-i Temsiliye aynı binada yatıp kalkıyor, ama kimse bunu duymuyor, gazeteler yazmıyor, anılarda geçmiyor.

Kısacası bu bilgiler zaman ve mekan itibariyle tarihsel gerçekliğe aykırı olduğu gibi, tek bir yerli kaynağı da yok. Eğer belgeler doğru okunup kavramlar yerinde kullanılsaydı, 1919'da Sivas'ın Zara ilçesindeki "Rüşdiye" mektebi belgede kolej yazsa bile, akademisyen mantığı bunu “Rüştü Koleji” diye yazamazdı. (Diğer yanlışlar için bkz. Mete Tuncay, Milli Mücadele Döneminde İzlerini Süremediğimiz İslam Kongreleri, Toplumsal Tarih, Mart 2013, sayı: 231, s. 48.)

Gerçekliği kalmamış sanal hilafet özlemi için kurulan bu mizansen başka yanlışların doğmasına da sebep olacaktır. Trablusgarplı Şeyh Ahmed el- Sünusi, Sivas Kongresine katılır; hatta başkanlığa seçilir. Bir de Hicaz’a gönderilme kararı çıkarılır. Halbuki Şeyh Sünusi, Vahdeddin'e kılıç kuşattıktan sonra 16 Mart 1920 işgaline kadar İstanbul’da bulunduğu için, Sivas kongresine katılması imkan dışıdır. İşgalden sonra Bursa'ya geçmiş, Vahdeddin istediği halde geri dönmemiş; hatta Mustafa Kemal'in mücadelesini haklı bulan iki de mektup yazmıştır (Kasım 1921):

“.. "Din düşmanı Kostantin alçağının melun askerlerine karşı direnen Mustafa Kemal hilafet makamınca ödüllendirilmelidir. Peygamberimiz hazretleri hürmetine Allah Mustafa Kemal Paşa’yı korusun ve esirgesin...”

Bursa'nın Yunanlılar tarafından işgaline kadar burada kalan Sünusi, işgal öncesinde buradan ayrılarak bir süre Konya’da oturmuştur. Buradan kendini Ankara’ya davet eden Mustafa Kemal’in yanına geçmiş, TBMM. genel kurulunda tezahüratta bulunulmuştur (15 Kasım 1920). Meclis salonunda ziyafet verilmiş ve Sünusi ile Mustafa Kemal karşılıklı birer konuşma yapmışlardır.

Bundan sonra Ankara'nın emrine girerek Mardin’e kadar uzanan seyahate çıkan Şeyh Sünusi, Sivas, Diyarbakır, Urfa ve Elcezire Cephesini dolaşıp Milli Mücadeleyi yücelten konuşmalar yaptı. Mustafa Kemal’e destekleyici telgraflar çekti. Anadolu’da Yeni Gün gazetesi kendisiyle röportajlar yaptı. Bu geziden Ankara’ya dönünce törenle karşılandı, Karabekir ve mebuslar tarafından ziyaret edildi. Mustafa Kemal Paşa Erkan-ı Harbiye Dairesinden kendine yer ayırdı. Afyon Mebusu Hoca Şükrü’nün o günlerde çıkan Hilafet Risalesi üzerine İleri gazetesinden Celal Nuri ile ilginç bir söyleşi yaparak, bu risaleyi “bozgunculuk” olarak niteledi. Bu sırada İngilizler de Sünusi’yi yakın takibe almışlardı. O sırada yargılanan Mustafa Sagir de bunu açıkça itiraf etmişti. Kısacası Metin Hülagu’nun Sünusi hakkında verdiği bilgiler tarihsel gerçekliğe uymamaktadır.

Metin Hülagu'nun gerçek dışı bilgilere dayalı yorumlarını düzelttiğini sanmıyoruz. Çünkü, saltanat -hilafet dinciliği üzerine oturan tarih anlayışı, doğru bilgi üzerine yorum yapmayı engeller, komplo üzerine bağdaş kurma özelliği vazgeçilmezdir. Zerzevat tarihçiliği müeyyidesi olmayan yanlış bilgileri sorgulama mantığına değil, kutsala iman etme mantığına göre şekillenir. Saltanat- Hilafet kaldırıldığına göre onu diriltme amaçlı yorum ve mehazlar teorik İslam Birliği için vazgeçilmez delildir. Biraz evliya menkıbesi, biraz komplo bilgisi, biraz din- iman hamaseti yapılmakla akademik dürüstlüğe halel gelmez. (Metin Hülagu, diğer yanlışlarını görmek için Orhan Koloğlu'nun arşivi ve kitaplarına da başvurabilir. )

HÜKÜM: Metin Hülagu'nun eserleri akademya nesnelliği dışındaki polemik kitaplarıdır. Önemli olan olaya nasıl baktığı değil hangi pencereden bakıldığıdır. Yorumları kendini ele verir ki, zihinsel kök paradigması Süper Müşid'den farklı değildir. Dr. Atıf Bey'in Günlükleri dışında hepsi taraflı ve güvensizdir.

Osmanlının toplumsal cehaleti okuma yazma bilmemekti, günümüzdeki ölçüsü Julien Benda'nın dediği akademik cehalettir. 16. asırda yaşayan Katip Çelebi Fezleke'de o devir uleması için cehl-i mürekkep ve ümmet-i büleha kavramlarını kullanırken, “Yaşadığımız bu aleme BEHİME gibi bakan eşhastan” bahsetmeyi de ihmal etmemiştir. Muhafazakar tarihçilik dediğimiz işte budur...

OSK/ 29 Aralık 2020

Yorumlar (0)
19°
açık
Namaz Vakti 27 Ocak 2021
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 20 44
2. Fenerbahçe 20 42
3. Galatasaray 20 39
4. Gaziantep FK 20 35
5. Alanyaspor 20 34
6. Trabzonspor 20 33
7. Hatayspor 20 32
8. Karagümrük 20 30
9. Malatyaspor 20 27
10. Antalyaspor 20 26
11. Göztepe 20 25
12. Kasımpaşa 20 25
13. Rizespor 20 25
14. Sivasspor 20 24
15. Başakşehir 20 24
16. Konyaspor 20 23
17. Kayserispor 20 19
18. Gençlerbirliği 20 19
19. Ankaragücü 20 18
20. Erzurumspor 20 17
21. Denizlispor 20 14
Takımlar O P
1. Giresunspor 18 38
2. İstanbulspor 18 37
3. Samsunspor 18 36
4. Altay 18 32
5. Adana Demirspor 18 31
6. Ankara Keçiörengücü 18 31
7. Bursaspor 18 30
8. Tuzlaspor 18 30
9. Altınordu 18 28
10. Bandırmaspor 18 27
11. Adanaspor 18 21
12. Ümraniye 18 20
13. Boluspor 18 19
14. Menemen Belediyespor 18 19
15. Akhisar Bld.Spor 18 16
16. Balıkesirspor 18 16
17. Ankaraspor 18 10
18. Eskişehirspor 18 4
Takımlar O P
1. Man City 19 41
2. M. United 19 40
3. Leicester City 19 38
4. West Ham 20 35
5. Liverpool 19 34
6. Tottenham 18 33
7. Everton 17 32
8. Arsenal 20 30
9. Aston Villa 17 29
10. Chelsea 19 29
11. Southampton 19 29
12. Leeds United 19 26
13. Crystal Palace 20 23
14. Wolverhampton 19 22
15. Burnley 18 19
16. Newcastle 20 19
17. Brighton 19 17
18. Fulham 18 12
19. West Bromwich 20 11
20. Sheffield United 19 5
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 18 47
2. Real Madrid 19 40
3. Barcelona 19 37
4. Sevilla 19 36
5. Villarreal 20 34
6. Real Sociedad 20 31
7. Granada 20 28
8. Real Betis 20 27
9. Athletic Bilbao 19 24
10. Celta de Vigo 20 24
11. Cádiz 20 24
12. Levante 19 23
13. Getafe 19 23
14. Valencia 20 20
15. Eibar 20 20
16. Real Valladolid 20 20
17. Osasuna 20 19
18. Deportivo Alaves 20 18
19. Elche 18 17
20. Huesca 20 13